ben ahmet hamdi tanpınarı ilk 14 yasında okumustumve doğakl olarak pek bir şey anlamaıştım.
""Hakikatte Abdullah Efendi, ömürlerinin sonuna kadar kendileri olmaktan kurtulamayan, nefislerini bir an bile unutmayan, etrafındaki havaya kendilerini en fazla bıraktıkları zamanda bile içlerinde tıpkı alt katta geçen bütün şeyleri merakla takip eden bir üst kat kiracısı gibi köşesinde gizli, mütecessiz, gayrimemduh ve zalim ikinci bir şahsın mevcutiyetini, onun zehirli tebessümünü, inkâr ve istihfaftan hoşlanan gururunu ve her an için ruhu insafsız bir muhasebeye davet edişini duyan insanlardan biriydi. Ah bu İkinci Abdullah Efendi, bu üst kat sakini... Hayır, o kiracı değil, evin esas sahibi, efendisi, hükümranıydı. Zavallı Abdullah Efendi bu sessiz seyircinin bakışları altında hayatının her lezzetinin birden bire zehir kesildiğini bütün ömrünce görecekti. Ah, onu uyutabilseydi, bir an için sarhoş olsaydı! O zaman bütün işler değişecek ve Abdullah, bu sofrada ve hayatın bütün sofralarında yepyeni bir adam olacaktı. ""
kitabın bu kıusmında freudyen bi bakışla bakarsak abdullah efendi süperegoyu temsil ediyor. ilerleyen bölümlerde yangında fiziksel olarak ölüşünü görse bile yine de onu araması peşinden koşması bunu temsil ediyor.
kitapta çok fazla semantik unsur var.
dikkatimi çeken çocuk, yılan bi de ev bu üçünü teker teker anlatacagım.
ev burda kendiliği temsil ediyor. özellikle son bölümde olan ev kendi muhayyilesidir.
çocuk ilişkiye girmeden önce orda bulunuyordu ve bi sahnede abdullah efendinin su içmesine engel oluyor. hem kendini hem huzursuzlugu temsil ediyor. (bana biraz vicdanı da temsilliyor gibi geldi=) suyla oynama da metaforik olarak arzuya kavusmanın değil onunla oynasmanın beklmenin verdiği hazzın yansımasıdır.
yılana gelince yılan bahsetmeyi en dört