“Zamanı Tanrı yaşar; kişi oğlu hep ölmek için yaratılmış”
731 yılında bir çarpışmada kardeşi Kül Tigin’i kaybeden Bilge Kağan’ın sözleridir bunlar. Kardeşinin ölümü halkını ve kendisini çok derinden sarsmıştır. Bunun üzerine yasını tutmak için tek başına inzivaya çekilir ve derin düşüncelere dalarak şunları aktarır yüzyıllar sonraya: “Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar; kişi oğlu hep ölmek için yaratılmış”
Tanrı; insanların “olağanüstü güçlü ve en üstün varlık” olduğuna inandıkları genel bir isimdir. Gök Tanrı inancına inanan Bilge Kağan’da ona göre her şeyi bilen, işiten, en güçlü ve en üstün olan kişiye yani Tanrı’ya ithaf ediyor “zamanı yaşayan” tabirini. Kardeşi ölünce daha yakından görüyor insanların sadece Tanrı’nın onlara biçtiği zaman dilimi içinde yaşayabildiğini, tekrar yaratıcısı olduğu Tanrı’ya döndüğünü, Tanrı’nın ise hep var olduğunu ve var olacağını.
Aslında Tanrı’dan daha çok insan faniliğine, yaşadığımız dünyanın geçiciliğine ve sıralığına vurgu yapıyor burada. Daha o zaman İslamiyet ile tanışmamış olan Bilge Kağan Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde de sözü edilen insan yaşamının geçici olduğunu, yüzyıllar sonra yaşayan bana, bizlere kadar aktarıyor sözlerini.
İnsanlar yüzyıllar boyunca ruhunda ve bedeninde son bulmayacak bir hayat arzulamıştır hep. Sınırlı, sıralı ve geçici bir hayat bizlere kusursuz ve kolay bir yaşam vermez çünkü. Kısacık geçici ömrümüzde hep bir hayat mücadelesi, hatalar, kırgınlıklar, pişmanlıklar, sevinçler ve düşüncelerle doluyuz. Birçok engelle karşı karşıyayız ve o engelleri aşmaya çalışıyoruz. Çünkü faniyiz ve bu ne zaman sonlanacağı belli olmayan ömrümüzü elimizden geldiğince mutlu olmamızı