Gogol’un Palto’su 1842’de yayımlanan, gecesini gündüzüne katan, işini en iyi şekilde yapmaya çalışan, dürüst, sıradan bir memurun adaletsizliğe yenik düşen hikayesidir. Karakterimiz Akakieviç’i ilk olarak aç kalmak pahasına binbir zorlukla biriktirip aldığı paltosuyla görüyoruz. İlk giyildiğinde sahibinin korkan, çekinen tüm duygularını silip atan, eğik duruşunu yukarılara taşıyan, görüldüğü anda imrenen ve kıskanan bakışlar altında kalan bu palto çok geçmeden çalınır. Elindeki her şeyi, canı pahasına koruyup kolladığı bu paltoya veren Akakieviç bu durum sonrasında deliye döner. Paltosu için çalınmadık kapı, konuşmadığı mühim adam kalmaz. Ancak Rusya, sınıf ayrımının hat safhada olduğu, üst tabakanın üstten baktığı bir dönemdedir. Akakieviç hiçbir çabasına bir karşılık alamaz, mühim adamlar tarafından aşağılanarak kovulur. Ne yazık ki Akakieviç bu aşağılanmalara, haksızlığa dayanamayarak ölür.
Sahibini dünyanın en güçlü, en saygın insanı hissettiren bu palto Akakieviç’in ölümünden sonra uzun boylu, pala bıyıklı bir hayalete bürünerek sahibine yapılan haksızlığa karşı savaşır. Önüne gelen zenginin, mühim adamının paltosunu çalar. Son olarak sahibini azarlayan, kovan mühim adamın paltosunu da çalınca kaybolur. Burada bir bakıma Akakieviç’in de huzura kavuştuğunu görüyoruz. Ne var ki bu olaydan sonra bu malum mühim adam artık Akakieviç’e davrandığı gibi hiç kimseye davranmaz.
Üst tabakanın, zenginlerin, mühim insanların yoğun olduğu Rus edebiyatı Gogol ile birlikte yeni bir döneme girer. Ezilenlerin, emekçilerin, sıradan insanların hayatlarını konu edinirler artık. Akakieviç tam da budur işte; sıradan, emekçi, ezilen… Gogol Akakieviç ile bize günümüzde de yaşanan yoksul, dışlanan insanların hayatlarını anlatır. Akakieviç’in maruz kaldıklarını bize günümüz politikasıyla