Genellikle hinduizmde cesetler ve bedenler kirli ve cenabet kabul edilirken Aghoriler özellikle o cesetleri ararlar; mezarlıkları mesken tutarlar ve ölü bedenlerle direkt olarak etkileşime geçerler. Yakılan cesetlerin küllerini kendilerine sürerler ve kemik ile kafataslarından alet edevat ve mücevher yaparlar. Aghoriler, samsara(bu yaşamdaki ölüm ve yeniden doğuş) döngüsünde yer alan moksha'nın(özgürlüğün) peşindedirler ve bunun için de bütün karşıtlıkların bir yanılgıdan ibaret olduğu fikrini benimserler: "Ahgoriler, spiritüel bütünleşme halini elde etmek amacıyla, faal olarak kirliliği ve ölümü kabul ederler."
İlizyonun ötesine, özgürlüğe doğru yönelmek için yapay sosyal sınırları yıkar ve gerçekliği aşmak için kirliliği ve saf olmayanı benimserler.
Burada hem tabu hem de bazı şeyleri yemenin iyi bir şey olduğunu gösteren bazı anılar var; Belki de bunlar, yenen olmaktansa yiyen olmanın daha iyi olduğu fikrine bağlıdır. Tüketimin bir birleşme şekli olduğu fikri ritüel yamyamlığı içeren kültürlerde büyük rol oynamaktadır. Bir şeyi avlayıp yediğimizde, onun özünü ve gücünü kendimize alırız. Bu belki de her şeyi "benim" yapma fikrine bağlı olan çocuksu ve tekbenci arzudan gelmektedir. Ancak yenmektense yeme fikri bir korkuyu ortaya çıkarmaktadır:canavara dönüşme korkumuzu.
Peki bu Güzel Avratotu da kim yahu?
Oldum olası ayakta bira içiyor
Galiba yine yüz kişi ütülemiş kayıkta kızcağızı
Biliyorsun işte bira içerken vergi vermek gücüme gidiyor arkadaş
(Hegel) (1770-1831)
Bir sincabı ya da bir gelinciği ısırıyor, o da tilkiyi, kurdu, keleniyi, fareyi vs. Ve veba salgını başlıyor.
Peki faşizm salgını geçtiği zamanlar mikrop nerde yaşıyor?
Sağda vapurun arkasındayız, vakit gece yarısını geçmiş ay uzamış Gelibolu'nun ışıkları. Solda Çardak'ın ışıkları görünüyor boylu boyunca.
Evet faşizm mikrobu nerelere giderdi salgın geçtikten sonra? Bunun karşılığını kendi kendime veremedim. Sonra... birdenbire buldum! Mikrop ya da virüs kışlaların rutubetli bodrumlarında yaşıyor. Her toplulukta böyle kışlalar vardır.