Toplumun dînî hususlardaki bilgisizliğini istismâr ederek; ekranlara doluşan, din husûsunda ileri geri konuşan, bu dalâletleri, bu inhirafları ve sapmışlıkları dile getirenler, İslâm'ın temel sâbiteleri hakkında şüphe atmaya çalışanlar, müsteşriklerin fikirlerini kendi fikirleri gibi pazarlayanlar maalesef, saf zihinleri iğfâl (aldatma) edebilmektedir.
Mezhebe tâbî olmayacaksa, hadîs-i şeriflere güvenmeyecekse, Kur'ân'ın da bugünü bağlamadığını kabul edecekse, geriye ne kalır?
Elbette deizm gibi maskeli inkâr taktikleri kalır. Bunlar İslâm'ın temellerini tahrip etme tuzağıdır.
Roger Garaudy:
"Siz sağlamsınız, fakat kendinizi hasta zannediyorsunuz. Siz hasta olan batıyı taklit ediyorsunuz. Hiç sağlam insan, hastayı taklit eder mi?.."
Vaktiyle, Zincirlikuyu Kabristanı'nın kapısına bir levha hâlinde;
"Her canlı ölümü tadacaktır..." (el-Ankebût, 57) âyeti yazıldığında, birtakım gazeteciler;
"Her gün önünden geçerken okuduğumuz bu yazı bize karamsarlık veriyor, kaldırın bunu!.." diye şikâyette bulunmuştu.
Modern şehirlerde mezarlıkların hep şehirlerin dışına yapılmaya çalışılması da bu kaçıştandır.
Hâlbuki bir îman medeniyeti olan Osmanlı'da mezarlıklar şehrin içinde, cami bahçelerinde olurdu ki, insanlar dâimâ fânîlik şuuru içinde yaşasınlar, Bâkî olanın yalnızca Cenâb-ı Hak olduğunu ve O'nun huzûruna dönüleceğini unutmasınlar.
Batıda akıl ve bilimin ilerlediği devirlerde, birçok ilim adamı Hristiyanlığın bu akıl dışılığı karşısında, dinden soğudu. Buna bir infiâl olarak dinsizliğe yönelenler oldu. Fakat vicdânen bu kâinâtın bir yaratıcısının olduğunu, yaratılışın da bir gayesinin olduğunu kabul edenler, kendilerini hem muharref Hristiyanlığı reddetmek hem de yaratıcıyı kabul etmek gibi bir durumun içinde buldular. Buna bir kılıf, bir ad olarak da tarihte kadîm Yunan'dan beri bilinen bâtıl bir inanış olan deizmi buldular.
Hâlbuki; muharref Hristiyanlık ne kadar tevhidden uzak ise, sadece yaratan, ama gerisine karışmayan bir tanrı anlayışı olan deizm de küfürdür ve merduttur (reddedilmiştir).