Tarihte nice mûcizelere şahit olmuş, kendilerini davet eden peygamberlerin ahlâkına, doğruluğuna ve dürüstlüğüne vicdânen söyleyecek hiçbir şey bulamadığı hâlde, nefsâniyetlerinden yükselen haset, kin ve gayz gibi menfî duygular yüzünden îmân edemeyen, Firavun, Ebû Cehil ve Velid bin Muğire gibi niceleri gelmiştir. Yani nice münkirler, vicdânen kabul ettikleri hâlde kibirlerinden ötürü reddetmişlerdir. Çünkü îmân, kalbin işidir. Muallim Cûdi Efendi, bu hakikati şöyle ifade eder:
Hidâyet Sen'den olmazsa dirâyet n'eylesin yâ Rab!
Arapça bilse de Bû Cehl'e âyet n'eylesin yâ Rab!
Eğer deizme düşenler; "Dinden uzak durayım, haramları işleyeyim, rahat nefsânî bir hayat yaşayayım ama, kâfir olmayayım. Yolum ateizm olmasın, küfre düşmeyeyim." diye böyle bir yola sapıyorlarsa, bilmeliler ki; Deizmin ateizmden bir farkı yok! Araştırsınlar, deistlerin dinlere karşı ithamlarını okusunlar: Ateistlerinkinden hiçbir farkı yok.
Bir damlası dahî insanı öldüren bir şişe zehire, birazcık su katılmakla, öldürücü olmaktan çıkar mı?