Kadına güvenilmediğinden dolayı değil, mücevher gibi önemli olduğundan örtünmesi emredildi. Eğer örtünme güvenmeme üzerine ibtina etseydi, erkeklere de kadın gibi tesettür emredilir ve kadının da bütünüyle erkeğe bakması yasaklanırdı.
İslâm'ın kadını kadın, erkeği de erkek olarak değerlendiren bakış açısından mahrum olanlar eşitlik adı altında her alanda erkekle boy ölçüşen bir kadın kimliği oluşturmuşlardır. Ne var ki yapay olan bu kimlik, fıtrat realitesine aykırıdır. Nasıl erkek, sahip olduğu özellikler itibarıyla kadınla eşit olamıyorsa; kadın da erkekle eşit olamaz. Çünkü kadın daha duygusal ve kolay incinen, erkekse daha realist ve güçlü yaratılmıştır. "Ay kardeş" diye konuşan erkekle, muhatabına "Gel buraya azizim!" şeklinde hitap eden kadın tiplerinin garabeti, eşitlik iddialarının ne derece havada kaldığını açıkça göstermektedir.
Eğer ebeveyn çocuğa isminin manasını anlatır, zaman zaman da bunu hatırlatırsa her Ebû Bekir sadakatten, her Ömer adaletten, her Osman hayadan, her Ali de ilim ve şecaatten nasibdâr olur.
İslâm, kadınla erkeği kulluk noktasında aynı konumda ele aldı. Batı'nın; kadının insan mı, hayvan mı olduğunu tartışmasından asırlar önce İslâm, mâli tasarruflar hususunda erkekler nelere sahipse, kadının da aynı haklara malik olduğunu bildirdi; alışveriş, ikale, muhayyerlikler, selem, sarf, şuf'a, kiralama, rehin, ikrar, vekalet, kefalet, havale, sulh, şirket, mudarabe, vakıf gibi akitleri erkek gibi kadın da yapabilir, dedi.