Ne bir arzu, ne bir duygu ya da hareket etmeyi gerektirecek herhangi bir şeye istek yok içimde, bütün varlığımla istemekten de bahsetmiyorum, sadece, deyim yerindeyse bölünebileceğim her bir öğenin kısmi, özel istekleri diyebiliriz. Böyle
anlarda düşünmeyi, hissetmeyi, istemeyi beceremiyorum. Ve rasgele
gidiyor, ilerliyor, yürüyorum.
Gözlerim dışarıya dalmadan önce ne düşünüyordum?
Bilmiyorum… İrade mi? Çaba mı? Yaşamak mı? Etrafı saran yoğun
ışık seline bakılırsa, gökyüzü hemen tamamen maviye kesmiş olmalı.
Ama içimde hiç huzur yok –ah, huzur nedir bilemeyeceğim, asla!–,
yüreğimin derininde, bir vakitler sattığımız o evin bir köşesindeki
ihtiyar kuyu, yabancılaşmış bir evin tozlu tavan arasına tutsak kalmış
çocukluğumun anısı var. İçimde huzurdan eser yok, hayır, ama –ne
yazık!– huzuru tatmak için istek de yok.