Oblomov’u bitirdiğimde elimde sadece bir roman değil, içimde kocaman bir boşluk kaldı. Öfke, şefkat, hayal kırıklığı, umut, hüzün… Hepsi birbirine karıştı. Bir karaktere bu kadar kızıp aynı anda bu
Daniel Keyes "Charlie’nin yolculuğu bana çok şey hissettirdi. Onun çaresizliğini, toplumun kabul edilme arzusunu ve saf kalbini gördüm. Zekâ arttığında yalnızlaştı, gülmeyi unuttu. Eski haline
Hayatın ağırlığı altında, zamanla tutunma gücünü yitiren, anlam arayışından vazgeçen birinin iç dünyasını yansıtan biri..Yabancı'yı okurken, belki de bu kadar güçlü bir bağlantı kurmuş olmamın
Sizin de nefesiniz kesildi öyle değil mi... Yerine hiçbir şey koyamayacağınız, kitabın son sayfasında "ben şimdi ne yapacağım" dediğiniz bir kitap... işte MARTİN EDEN
Arkadaşlarıma şöyle söyledim " seni okudum, kendimi okudum tanıdığım tanımadığım herkes vardı bu kitapta". Bu kitabı okumayan herkes kendine en büyük kötülüğü yapar. Hani zevk göreceli bir kavram diye söylenir ya bu söz bu kitap için saçmalıktan ibaret. Herkesin okuması gereken bir kitap bu.
Her şey bir yana çevirmenin arka notlar bölümünü resmen sözlük gibi kullandım kitabı okurken, cevap anahtarına bakar gibi bir elim daima notlar bölümündeydi. Bu kitap bittiğinde sanki sosyoloji, psikoloji, felsefe kitaplarımın hepsini kaybettim. Gerçekten boşluğu çok derin ve yerini ancak kendisinin doldurabileceği bir kitaptı.
Hayallerinize ortak olacak, sizi anlayacak insanlar sevin. İmkansızın peşinden bile koşsanız bu arzuyu yok etmeyecek, el uzatacak insanlarla kurun hayatınızı. Şöhret insanın kalbindedir. Gözle gördüğünüz de değildir. Arada kalmışların, kalanların, kalacak olanların bir örneğidir bu kitap. Geriye gidemeyenlerin oraya ait olmayanların, ileriye giderken kendin gibi insanlarla hayatlarla, rastlaşmayacağının gerçekliği ile yüz yüze kalanların kitabı. Gerçek bir okur, bu kitabın en ufak detayına sayfalar dolusu yazılar yazabilir, anlamlar çıkarabilir. Bu kitabı okuyan ve benimle aynı yerden yaralanan, boğulan, herkesi kucaklıyorum.
Hayatımda hiç bu kadar bir kitaptan etkilenmemiştim. Sanırım her kitabın bir okunma zamanı var. Bu kitabı bu yaşımda ve bu hislerle okuduğum için aşırı mutlu olduğumu ve bir o kadar da hüzün duyduğumu söylemeliyim.
"Hissedememek" kavramını hiç bu kadar güzel anlatan bir kitap görmemiştim. Kitabın en başından beri bir Dostoyevski romanı okuyormuşum edası içerisindeydim.
Kitabın ilk 60-70 sayfası ana karakter diye düşündüğümüz kişiyle daha sonra iç içe kurgudan oluşan asıl ana karakterimizle ne kadar uyuştuğunu, benzediğini anladıkça eminim birçok okur da kendini aynı şekilde hissetmiştir.
Hayatlar değişiyordu. Elimizde olmadan, spontane gerçekleşen olaylarla birlikte hiç istemedigimiz karakterlere bürünüp o rolleri seçip hatta kendimize yakıştırabiliyorduk fakat bu doğru değil. Sabahattin Ali bunu hissederek veya "hissedemeyerek" çok harika anlatmış.
Raif ve Maria Puder... Sakin, sessiz aşkı bulan adam ve enerjik neşe saçan lakin bir o kadar hislerine yabancı bir kadın. Bu hikaye ile bütünleştim çünkü bu hiç yabancı değil.
Okuyacak insanlara tavsiyem. Bir an önce başlayın... İyi okumalar