Sizi öyle severdim ki, siz o tanımadığım adamı sevmeye devam etseniz bile aşkımın ağırlığını hissetmezdiniz. Tek hissedeceğiniz, her an tek duyacağınız, yanı başınızda çarpan mutlu bir kalp olurdu.Ah Nastyenka! Bana neler yaptınız böyle!..
yalnız kalmak, hayıflanacak tek bir şey bile bulamamak ne kadar boğucu... çünkü elinden kayıp gidenler, bütün o yitirdiklerin aslında bir hiçlikten ibaret, yalnızca ve yalnızca kafandaki hayaller.
Herkesin zevkle okuduğu, klasik roman denince akla gelen ilk birkaç kitaptan biri olan Anna Karenina hakkında önceden yapılmış incelemelere, yorumlara ne eklesem azdır.
Okumayanlar için spoiler vermeden açıklamam gerekirse Anna'nın yaşadıkları, kitaptaki karakterler tarafından ahlaksız kadın olarak mimlenmesi dostlarının onu yalnız bırakması ve Vronskinin bu yalnızlığı onunla paylaşmaması, onunla hayal ettiği mutlu hayati yaşayamamaları onun sonunu getirmiştir. Tolstoy'un da kitabının başında eklediği gibi her ailenin kendi özgü mutsuzlukları vardır onlarınki de öyleydi.
Kitabımızdaki tek aile onlar değil ama ben kendime çok yakın bulduğum, hislerini anlayabildigim Levin'den de bahsetmek istiyorum.
Levin'in kendi içindeki dini düşünceleri ( çatışmaları da denebilir ) çok gerçekçi bir şekilde bize yansıtılmış. Kiti'ye duyduğu aşkın nasıl başladığı, nasıl bitti sandığı anda yeniden canlandığı kısacası tüm hisleri öylesine güzel anlatılmıştı ki sanki onların aylar sonra karşılaştıkları o anda ben de bir kenarda durmuş onları izliyor gibiydim.
Bu kitabı okuduğum için çok mutlu bittiği için üzgünüm. Umarım Annanın mutlu olduğu başka bir hayat vardır.