Öyle anlar var ki, ruh ve beyin hastalıklı bir çaba ile gerilir, içiniz birdenbire özlediğiniz geleceğe ilişkin kehanetlerle aydınlanıverir. Bütün varlığınızı dolduran istek, yaşama isteği; belki boşuboşuna pırıl pırıl yanan umutlar, her şey kalbinizde gömülü duran gizemli geleceği çağırır, hayatın bütün gizleriyle, bilinmeyen yönleriyle -hatta kasırga ve fırtınalarıyla bile, çünkü yaşamak budur- özler bu geleceği!.. O gün ben de böyle anlardan birini yaşadım.
Hayal dünyası incinir, yorulur da... Sonsuz dedikleri hayal, sürekli bir gerginlik içinde bulunmaktan tükeniyor. Çünkü zaman geçip insan olgunlaştıkça, eski ülkülerin yerine yenilerini koyamayınca yıkıntılar arasından yeni bir şeyler bulup çıkarmak zorunluluğu oluyor. O zaman hayalci, tıpkı ateş yakmak isteyince, sönmüş külleri karıştırarak köz aradığımız gibi, vaktiyle kalbini duygulandırıp gözlerini yaşartan eski hayallerini canlandırmaya çalışıyor.