Merhaba! Merhaba ve elveda! Kitabımı okudum. Muzumu yedim. Suyumu içtim. Kahvemi hazırladım. Sigaramı yaktım. Ve şimdi de incelememi yazmaya başlıyorum. Dostoyevski, adamdır! Etkinliğimize -#28130221 - katılan herkese, selam olsun!
Öncelikle kitapta işlenen konunun bende yaptığı çağrışımından bahsetmek isterim. Özet niteliğinde olabilecek bir benzetme yoluyla anlatacağım. İnsan hayatını benzetmenizi isteseler neye benzetirdiniz? Bunu bir düşünün. Kendi cevabımdan gidiyorum. Tren raylarına benzetirdim. Tren raylarının başlangıç ve son noktaları bellidir. Yaşam yolculuğu da tam olarak bu ikisinin arasında geçer. Ancak bu rayların ayrım ve birleşme noktaları da vardır. Tamamen nereden baktığımızla alâkalıdır. Başlangıca girer girmez birleşmeler olur. Ailemizin rayları ile bizimki birleşir. Bu raylar uzunca bir süre birlikte yol alır. Üst üste binmişlerdir. Yolculukta yalnız değilizdir. İlerliyoruzdur. Belli bir süre sonra yol ayrımına gelinir. Ebeveynlerin her biri kendi yolunda gider. Ki bu bitişik de olabilir, ayrılmış da. Kişi de kendi yolunda ilerler. Sonra bu yolculuğuna başka raylar katılmaya başlar. Bunlar arkadaşları, öğretmenleri, işverenleri vs. kısaca algısına giren herkes de onunla aynı yolculuğa başlar. Toplum içinde yaşamanın getirisidir bu. İstesek de istemesek de belli bir süre bazı insanlarla yolculuk yaparız. Kimininki uzun süreli bir birliktelik olur, kimininki kısa süreli olur. Kimisi bu süre zarfında mutluluk verir, kimisi ise acılara boğar. Böyle böyle her ray kadar ihtimal doğar ve yaşanır. Kitaptaki iki ana karakterin birlikte geçirdiği yolculuğu ele alıyor. İkiside tek tabanca gibi ilerleyen yalnızlarken, yolları birleşiyor. Onlar birbirlerinin yol arkadaşı oluyorlar. Hatta öyle bir rotada ilerliyorlarki kendilerine
Baylar ve bayanlar, sizlere birazdan gerçeği sunacağım. Tüm çıplaklığıyla kendi gerçekliğimi ortaya koyacağım. Yazacaklarım ne romanla ilgili ne de romanın dışındadır. Ne incelemenin hakkını verecektir ne de incelemeden bağımsız olacaktır. Ne okunmayacak kadar değersizdır ne de okuyunca aydınlanacak kadar değer doludur. Uzun lafın kısası, her şeyi barındıracaktır ama hiçbir şey bulunmayacaktır.
Her şeyden önce Dostoyevski'ye bakışımı görüşlerimi aktarmak isterim. Bunun için de ilk başta kendimle alâkalı bir paylaşımda bulunacağım. Kendimi bildim bileli, beni tanıyan ve/veya bir şekilde izlenim oluşturabilecek kadar algısına girdiğim insanlar, beni hep 'anormal' veya 'farklı' diye nitelendirmişti. Tabii onların, bu şekilde düşünmelerini sağlayan çok fazla unsur var.
Ancak onlardan şimdi burada bahsetmeyeceğim. Kendimi ve hayatı gerçekten anlamaya başladığım ilk andan, bu ana kadar sadece üç tane olguyu ilginç buldum ve bu olgulardan dolayı da sadece iki eyleme -biri teknik olarak eylem sayılmaz-
tutkuyla bağlandım.
Olgular: 1-) Doğa 2-) İnsan Psikolojisi 3-) Felsefe
Eylemler: 1-) Gözlem 2-) Anlama
Şimdi, tüm bunları göz önüne alınca; Dostoyevski okuyanlar, ona karşı nasıl bir hayranlık beslediğimi sezinlemiştir. Ama onlara, şunu söylemek isterim:
"Siz daha bir şey görmediniz!"
Okumayanlar için ise tüm samimiyetimle şunu söylemek isterim ki:
"Mağaranızdan çıkın, lütfen! Çok şey kaçırıyorsunuz."
Hazırsam başlıyorum.
Kurgusal romanlarda, Dostoyevski en iyi yazar olmayabilir. Fakat eldeki kurguyu doldurma konusunda, ondan iyisi olmadığını düşünüyorum. Bunu, şu şekilde anlatabilirim; yaşamış ve yaşayan bütün yazarların -en bilinmeyenleri de dahil- hepsine aynı bitkinin tohumunu -kurgu- ve aynı büyüklükte bir toprak parçası -kağıt ve kalem- verelim ve kendi hallerine