Tutunamayanlar yani “Disconnectus Erectus”lar. Yaşamayı beceremeyen,beceriyormuş gibi görünen,yaşamları tutunanları taklit etmekten ibaret olan;savunmasız,anlam arayan,anlam aramanın insanın önüne çıkardığı o uzun yolda ayağı takılan,düşen ve ayağa tekrar kalkamayanlar…
Duygularımın bana çok ağır geldiği,artık tutunamadığımı ve eskisi gibi tutunacak gücümün de kalmadığını hissettiğim bir dönemime denk getirdim kitabı,istem dışı.
Bir Selim Işık varmış meğerse benim de içimde;ciddi görünmekten korktuğu için işi gülünçlüğe vurup kendini kurtaran,bir sürü kez içten içe kendini öldüren,tunç devrinde aşık olup utanç devrini yaşayan,kendini bulmak ve anlamak için kitaplara sarılan,büyümediği ve gerçek dünyaya karış(a)madığı için üzülen,gerçekten bucak bucak kaçan,insanların onu “harika çocuk” bulmasından şikayet eden bir Selim Işık.
Kendimi,çevremi,hayatı anlamlandırma hususunda başvurduğum kitaplar arasında beni en güzel tokatlayan,en çok derin düşüncelere sevk eden,en çok satırların altını çizdiren,en çok not aldıran ve kendimce yorumlatan kitaptı. Nietzsche Ağladığında’yı okuduktan sonra da “Bu kitaptan sonra artık eski ben değilim.” demiştim. Tutunamayanlar için de aynı şeyi söyleyebilirim sanırım. Ama Tutunamayanlar’dan sonra ben,eski benliğimi öldürüp (daha önce çok kez yapmama rağmen asla kendimi o mezarların başından ayrılmaya ikna edememiştim…) yerine daha olgun ve daha farklı bir ben doğurdum.
Birbirine pamuk ipliğiyle bağlanmış insanlardan oluşan bu iğrenç toplumda kendine yer bulamamış,tüm disconnectus erectus’lar için bu kitap. Burjuva dünyasının sahip olduğu değerleri reddeden disconnectus erectus’lar için bu kitap. İsa’nın bile onları kurtaramayacağı bir savaşa giren disconnectus erectus’lar için bu kitap.Her zavallıdan bir rütbe bir kademe bir sınıf