H. L. Mencken, The American Mercury dergisinin Nisan 1924 tarihli sayısında çıkan bir yazısında kamusal eğitimin esas amacının "genç nesli bilgilendirmek veya onların zihinlerini aydınlatmak" olmadığını söyler. Mencken'e göre, "bundan daha büyük bir yalan yoktur. Asıl amaç, mümkün olduğunca fazla sayıda bireyi, tehdit oluşturmayacak bir düzeyde tutmak, standartlaşmış bir vatandaşlık öğretisini yaymak, başkaldırı ve özgünlüğü öldürmektir. Amerika Birleşik Devletleri'nde ve dünyanın her yerinde eğitimin amacı budur"
Bu ülkede "başarı" nın "okula gitmek" le eş anlamlı olduğunu yahut en azından buna bağlı olduğunu öğrettiler bize. Fakat tarihe bakıldığında bu durum ne zihinsel ne de finansal anlamda doğrudur.
Okula gerçekten ihtiyacımız var mı bizim? Eğitimi kastetmiyorum elbette. Okullardaki zorunlu öğretimden bahsediyorum. Günde altı saat, haftada beş gün, yılda dokuz ay olacak şekilde 12yıl süren zorunlu öğretimden... Bu bezdirici rutin gerçekten gerekli mi?
George W. Bush "tek bir çocuğu bile geride bırakmayacağı" nı söylediğinde kazara doğruyu söylemiş olabilir mi? Okullarımız, onların bir tekinin bile gerçekten büyümesine izin vermemek üzere tasarlanmış olmasın!
Eğer isteseydik kolayca ve hiç de pahallıya patlamadan bu köhne, aptal yapıyı başımızdan atabilir ve öğrencilere sadece bir okul öğretimi "verilmesi" yerine onların gerçekten eğitim "almalarını" sağlayabilirdik. Sırf zaman, metinler, testler konusunda daha esnek olmayı başararak, onları gerçekten yetkin yetişkinlerle tanıştırarak ve gereken her durumda risk almak için ihtiyaç duydukları özerkliği, tüm öğrencilere vermek suretiyle, gençliğin merak, serüven aşkı, dayanıklılık ve uyum kabiliyeti, şaşırtıcı sezgi ve kavrayış kapasitesi gibi en önemli niteliklerini teşvik edip onları cesaretlendirebilirdik.