Zülfü Livaneli’yi çocukluğumdan beri çok severim. Onun şarkıları çocukluğumun yolculuklarında bana eşlik etmiş ve fikir dünyamı duygu dünyamı geliştirmiştir. Lise yıllarında kitaplarını da okumaya başladım ve ergenlik çağımda da bana fikirleriyle hep eşlik etti. Bu kitabı da kendisinin duygu dünyasını daha yakından tanımak amacıyla okudum. Livaneli’nin hayatına konuk olmak çok güzeldi, onun hakkında bilmediğim bir çok şeyi öğrendim. Yalnızca kitap kronolojik olarak ilerlemiyor, bu sebeple anılarını dinlerken birbirleri arasında bağlantı kurmakta zorlandım. Kitap bu yönden okumayı biraz zorlaştırdı ve zaman zaman maalesef sıkıcılaştırdı. Buna ek olarak Zülfü Livaneli’nin ruh dünyasına çok fazla tanık olamadım okurken. Sadece olayları anlatıyor ve bazen üzüldüğünü söylüyor bazı olaylar karşısında o kadar. O olay, o kişi, o günler onda nasıl bir iz bıraktı neler düşündü neler hissetti tam olarak bilemiyoruz. Yazarın ruhunu tanımama vesile olacak bir kitaptan ziyade bir siyasi tarih atlası okumak gibiydi. Çok fazla siyasi ayrıntıya yer vermiş hayatıyla ilgili, bu insanı gerçekten sıkıyor. Ben kendisinin karısıyla, kızıyla, ailesiyle olan diyaloglarına, anılarına, düşüncelerine, paylaşımlarına daha çok yer vermesini isterdim.