"İnsanlar," Geralt başını karşı yöne çevirdi, "canavar ve canavar hikâyeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler."
Oyunlarıyla ünlü Witcher evrenine Witcher 3 ile adım atarak başlamıştım. Daha sonra önce kitapları okumuş olmak adına oyuna ara verdim. Doğru şeyi yaptığını görüyorum çünkü bu şekilde hem seriye daha çok ısınmış olacağım hem de hakkında bir şeyler bilerek oyuna başlamış olacağım, diğer türlü geçmişte yaşanan olayları araştırarak ilerlemem gerekecekti.
Normalde bu kadar hızlı kitap okuyabilen biri değilimdir ki 400 sayfalık bir kitap iki günde bitsin. Belki kısa hikayelerden oluşmasından dolayıdır bana aşırı akıcı geldi. Geralt'ın birbirinden farklı mekanlarda yaşadığı olaylar, öldürdüğü canavarlar ve tanıştığı -serinin ilerleyen zamanında önemli bir yere sahip olacak- kişiler kitabın bütününü oluşturuyor. En sevdiğim hikâye Bedel Meselesi oldu. Mantığın Sesi zaten temel hikâyeydi. Diğer hikayeler ondan önce geçiyor. Bir nevi geriye dönüş tekniğiyle yaşanmış olaylara diğer hikayelerle göz atıyoruz. Daha sonrasındaysa Son Dilek geliyor. Yakındığım bir nokta var sadece Geralt'ın Yennefer'a bu kadar çabuk ve kolay kapılması benim sinirimi bozdu. Sürekli mantığın sesini dinleyen witcherımızın konu Yen'e gelince aklı tutuluyor. Geralt silkelen kendine gel kadın sana naptırdı senin istediğin şeye bak.
Sonuç olarak serinin sunduğu geniş evren, karakter çeşitliliği özellikle de canavarların bir çok türden oluşması kitaba canlılık katmış, epik bir hava vermiş. Kesinlikle önerimdir!!