"Insanlar!.." dedi, yirmi iki yıldır çalışıp didinerek Allah'ın kendisine verdiği görevi tamamlamanın sevinci ve insanlığı özüne döndürmenin hazzıyla "İnsanlar!." Bu hitap insanlara değil insanlığaydı. İnsanlar öz kimliklerinden uzaktaydı çünkü, Allah'a kulluktan uzaktaydı. İnsan olmak, insaniyetli olmak yeterince itibar, yeterince iltifat idi. "İnsanlar!." ifadesi bütün insanlığa seslenişti; bu yüzden başka bir sıfata gerek duymadı, yalnızca "İnsanlar!.." diyerek başladı sözleri-ne. Değerli, kıymetli, sayın, muhterem, aziz gibi iltifat sıfatlarının hiçbirine gerek duymadan "İnsanlar!." dedi. Gerçek insan olmak, bütün bu sıfatların da sahibi olmak; insanlığın hakikatine ermek demekti çünkü.
Efendimiz (s.a.v.) hayatı boyunca sevinçleri ve hüzünleri hep bir arada yaşadı.
Hiçbir zaman doyuncaya kadar bir sevinç yaşamadı. Bu hakikati bildiğimizde bazı şeyleri daha doğru anlamaya baş-lıyoruz. Unutmayalım ki bu dünya Resûlallah'ı (s.a.v.) bile güldürmedi, bizi mi güldürecek? Yaşadığımız dünya imtihan dünyasıdır. Bizler cefa yurdundayız, sefa yurdunda de-ğiliz. Bunları unutmazsak imtihanlarımız ve dertlerimizle barışık hâle gelir ve en zorlu anlarda sahâbenin yaptığı gibi Resûlullah'in (s.a.v.) çektiklerini hatırlayıp sükûn buluruz.