Ona göre, aşk birdenbire, büyük gürültülerle, ışıklarla, şimşeklerle gelirdi herhalde – yaşamın üstüne düşüp onu altüst eden, istemleri yaprak gibi koparan, her yüreği uçuruma sürükleyen bir gök kasırgasıydı.
Milyonlarca insan hem fiziksel hem zihinsel hem de manevi olarak çürürken kimse bu kokuyu almıyor; zira herkes kokuşmuş. Herkes kokuya karşı hissizleşti, ona alıştı. Bunun böyle olması gerektiğini söylüyorlar.
Çocuklar ve gençler birer bencil olarak büyümekte ve sadece kendini seven, sığ ve manen zayıf insanlara dönüşmektedirler. Tembel, açgözlü, duyarsız ve uçarı olurlar.
Sonunda hiç kimseye ve hiçbir şeye, vatana, insana, emeğe, büyük fikirlere, ebeveynlerine, kendilerine bile ne sevgi ne de saygı duyarlar.
Ne ekersek onu biçeriz.
Ne pişirirseniz onu yersiniz.
"Müsaade ederseniz anneler ve babalar size bir şey sormak istiyorum. Yetiştirme tarzınız çocuklarınızın kanat edinmelerine müsaade eder mi? Yoksa henüz yeni çıkmaya başlayan bu kanatları kökünden mi kazıdınız?"