Elimizde en azından, anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor. Kendi ölümümüzden söz etmeye bile gerek yok. Onu bir kez bile yaşamayacağız.
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş ânı yokluğuyla dolduruyor.
Kişinin hayatının korkunç ölçüde hassas bir kararlılık gerektirdiği düşünüldüğünde, öyle değil mi ama? Hakikate, sorunun kalbine ulaşmak için. Kalkarsın ve rüyaların beynin ortasındaki bir boşlukta dağılıverir. Eviyenin başında, sokakta zihnine başka gölgeler doluşur: Hiçbir şeyi çözüp anlamanı istemeyen solgun zorbalardır bunlar ve her yerdedirler.