Sevmeyi istemek -ya da sevmek ve sevildiğini hissetmek- uygun engeller üstüne dayandırılabilirse, dünyadaki bütün mutluluk biçimlerine ve hatta hayatın kendisine tercih etmeye götürür. Tristan'ın cesedi üzerine düşerek ölen Isolde, "Höchste Lusi" (en büyük mutluluk) diye bağırır, en üstün engel, onların tutkusunu doruk noktasına taşımıştır.
Tristan sadece "en kuvvetli", Isolde de "en beyaz ve en güzel" dir. Sonuç olarak, ne Tristan'ın gerek Isolde'yi, ne de Isolde'nin gerçek Tristan'ı sevmediğini söylersek haklı oluruz. Onlar, daha çok duydukları sevgi hissini -yüreklerindeki o yakıcı duyguyu- sevmektedirler ve başka her şey, o ateşi beslemek için bir bahanedir.
Bir eşin öbürüne, bir ana babanın çocuğuna ve çocuğun onlara karşı genel davranışı asla gelişigüzel değildir. Her ilişki türü, belirli toplumsal sonuçlara bağlı bazı heyecan davranışlarını kabul ettirmek zorundadır. Her davranış, heyecanları düzene sokan belli bir plana göre, giderek gelişir. Böylece iki kişi arasındaki ilişkilerde, cinsel tutkunun uyanmasıyla 'duygu' da başlar.
Bilindiği gibi cinsel dürtü, ta Adem ile Havva'dan bu yana en büyük dert kaynağı olmuştur; basit bir hayal değildir. İster mitolojide ya da geçmiş tarihte, ister zamanımızın günlük olaylarında ya da edebiyat eserlerinde karşılaşalım, çoğu faciaların nedeni budur. Fakat çatışma olması gerçeği bile bize cinsel dürtüyü denetleyen bazı güçlerin var olduğunu göstermektedir. Bu, insanın doyurulmaz isteklerine teslim olmadığını, 'kader' denilen güçler kadar güçlü olabilen yasaklar koyduğunu ve engeller yarattığını ispatlamaktadır.