Bütün insanlar zorunlu olarak hem haklı hem haksız olduğu için, her şey aynı zamanda hem gerekçeli hem akılsızca olduğu için artık taraf tutmayan kişi, kendi adından vazgeçmeli, kimliğini ayaklar altına almalı ve vurdumduymazlık ya da ümitsizlik içinde yeni bir hayata başlamalıdır. Veya aksi takdirde, başka bir yalnızlık cinsi icat edip boşluk içinde yurtsuzlaşmalı ve -sürgünlüğün keyfince- köksüzleşmenin safhalarını birer birer yerine getirmelidir. Bütün önyargılarla bağlarını koparınca, kimsenin başvurmadığı ve kimsenin çekinmediği, tam anlamıyla işe yaramaz insan haline gelir, çünkü her şeyi aynı ilgisizlikle benimser ve boşlar. Dalgın bir haşereden daha az tehlikeli olmasına rağmen, yine de hayat için bir âfettir; zira hayat, Yaratılış’ın yedi günüyle birlikte, bu kişinin kelime haznesinden çıkmıştır. Hayat onu affederdi aslında; hiç olmazsa hayatın başladığı yer olan Kaos’tan tat alsaydı... Ama o, hummalı kökenleri, en başta da kendi kökenini yadsır ve dünyayla ilgili olarak sadece soğuk bir hafızayı ve kibar bir pişmanlığı muhafaza eder.