Sabah, kalkar kalkmaz günü ve güneşi, yadırganması ve sevilmemesi gerekenler olarak küçümsetince, sofrada ekmek kırgın, yağ baygın, çay iki elin tutuşuyla mağrur ve sevinçten birkaç köpükle aydınlanmış değil kapkara görülünce günler de kararmaya başlıyor. İnsan küstüm zannediyor, küstürdüğünü bilemiyor.
Her başka beni ilke taşıdı, her başkalık aynılığın bildik lezzetini yüzüme üfledi, hele kokusu, uzaktan gelen kokusu ile yine
yine, yine o geliyor, benim hayatım geliyor dediğim hep o geldi.
Tepeden yuvarlanan taşın yol alışı, öğle güneşi, sıcak, darlaşan ikindi, hayat bazen işte bir hışırtı, bir kuşun iç çekişi, uzaktan bir kanat sesi, acaba o çobanlar, bir zamanda dağdan dereden kayarak geçenler, yerde bir kiremit parçası, birinin
yere düşmüş bir parça anısı, kimden kime bir hayal olarak kalacak. İnsan kendini kime ne olarak bırakacak?