Ancak Angel’in o nazik, yumuşak, o pek şefkatli genel görünümünün altında, ta derinlerde sert, kaskatı bir mantık gizliydi. Yumuşak toprağın içindeki sert bir maden damarı gibi, daha derine işleme çabasıyla yapılan her girişimi yarıda kesiyordu bu tabaka.
‘‘Tess anlattıklarının doğru olmadığını söyle. Hayır, doğru olamaz.”
“Doğru!”
“Hepsi mi?”
“Hepsi!"
Clare, dudaklarından çıkacak bir yalanı, yalan olduğunu bile bile kabullenecekmiş gibi yalvararak bakıyordu ona.
Clare uzun uzun Tess’e baktı. Biricik, biricik Tess ’im o be nim! diye düşündü. Bu küçük kadının, iyi ya da kötü bahtımın bir parçası olduğunu yeteri kadar anlayabiliyor muyum? Hiç sanmam.
Bunu tam anlamıyla kavrayabilmek için kadın olmak gerek. Dünya gözünde benim değerim neyse, onun da değeri o olacak. İleride başıma ne gelirse, onun da başına aynı şey gelecek. Başarısızlığa uğrarsam o da başarısızlığa uğramış sayılacak. Peki ya ben? Günün birinde onu ihmal edecek miyim, incitecek miyim, onu sevdiğimi unutacak mıyım acaba? Tanrı korusun beni böyle korkunç bir suçu işlemekten!’