Veysel Şahan

Puan vermedi·215 syf.··
2021 79. kitabı
Gaye adı altında bir köşeye sıkışmışız. Amaçlarımızın köleliğinden kurtulmak adına dahi tarafımıza dayatılmış sorumluluklarımız var. Bu sorumluluklar dahilinde telaş içinde geçen günlere ortak olan; düşüncelerimiz, bizi biz yapan sebebe götürecek tek soyut gerçek olacaktır. Bu soyut gerçeklik ile kurulan bağlam ise bizi “sorgu”ya itilmiş bir ruh ile uyanmış bir zihinde; kendimizi bulmaya itecektir. Olmak istediğin şeyi kafanda şekillendirdiğini ve sonucuna vardığında olmak isteyebileceğinden uzaklaşıp en iyisi olduğunu, bununla sınırlarını aştığını ve sınırsız bir uzantı halinde gitmek istediğin yolu aslında katetmiş olduğunu ve geriye sadece bozup yeniden bir “ben” yaratabileceğin bir gerçek kaldığını düşün. Kendine olan özgüveninin zaten en üstünde olduğunu fakat bu noktaya gelmek için yaptığın fedakarlıkları; tekrar bir bozuklukla yönetip en dibe inip tekrar tekrar çıkabileceğini düşün ve bu devinimin hiç bitmeyeceğini, bitmesi için ise mutlak huzurun yani ölümün söz konusu olduğu bir sınırda varlığını sürdüğünü düşün. Ve tüm bunların sonunda kendin olduğunu, olabilecek bir şey daha kalmadığını, geriye tam anlamıyla sen olabilmek için sadece ölümün kaldığını düşün. Ölüm de olursa; seninle olan her şeyin tam bir bütün olabileceğini ve bu bütününde aynı tezatlıkla ölümle son bulacağını. Kendini bilmek adına yaptıklarının sınırı olmadığı gibi, sınırsız olan bu döngü dünyasında sadece kenardan izlemek yaratılışımıza ters. Her gün geliştiğimiz gibi, gelişmemişliğimizi de görebilmek adına yaşıyoruz. Kendini bulmak böyle bir şey olsa gerek çünkü kendinde olanı bilen bir insan, bundan başka daha ne için uğraşır ki?
Kendini BilmekMichel Foucault · Profil Kitap Yayınları · 2019774 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·296 syf.··
2021 78. kitabı
Varoluş esastır. Düşünme yetisi olan her varlığın yoktan varolan yaratılışlara olan hakimiyeti; bireyin hayal dünyasına kattığı renklerin tonlarıyla alakalıdır. Tonların usulü dahilinde "neden düşünmeliyiz?" sorusuna cevabı ise varlığının dünya üzerinde ettiği yerin sağlamlığıyla ölçebilir. Sigara içen her insan; hangi markanın kendi doyumuna yatkın olacağını deneyimleyerek karar verir. Bütçesi dahilinde hangi sigaranın hayatını daha olumlu etkileyeceğini düşünerek zehirlenir. Düşünme eylemini, etik kurallarının başını çeken “empati” kavramıyla, kendi gibi gördüğü her insanın yerinde olarak düşünebilen insan; bu dünyada aşılması güç olan ve yine varoluşun özünü oluşturan "kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi, başkasına da yapma" farkındalığına erişmiş olur. Düşünme; benim açımdan hayatımın vazgeçilmez bir parçasıyken nasıl olur da insanlar bunun bir çaba gerektirdiği yanlışını savunarak, deyim yerindeyse "domuz doğrusu" kurallarıyla burnunun dikine doğru gider ki? Dipnot: domuz doğrusu; domuzun sağa, sola, yukarı bakamamasıyla alakalı olup, geriye dönmek için bile tüm vücudunu döndürmesiyle ortaya çıkmış bir deyimdir. Fransız sinir biyoloğu JPC’nin, Fransız filozof PR ile insan beyninin mikroskobik incelemeleri ve felsefi boyuttaki düşünmeyi esas alan konuların tartışıldığı röportaj halinden kitaba olan aktarımı. Bir yanda insan beyninin asli görevinin düşünce yapısına etkilerinden bahseden PRC, diğer yanda ise düşünme eyleminin beyin hücrelerine ve düşünmeye yönelim sağlayan sinirlerinin birbiriyle taarruzunu sergileyen PR’nin düşenlerini aktaran bir kitap. Sevgiler…
Neden Nasıl Düşünürüz?Jean-Pierre Changeux · Metis Yayıncılık · 200966 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2021 77. kitabı
Düşün ki; “düşündüğün kadar düşeceksin” deseler, düşüncelerine verdiğin yön dahilinde ilerleyecek ve ulaştığın sonsuzluktaki son noktada geri dönüş biletin varolmuş gerçekliğindeki o an olacak deseler ve ekleseler “düştüğün yeri sen dahi bilmiyorsun fakat düşüncelerin belli çerçevede işliyor, bu düşüncelerden vazgeçersen daha da düşmeyeceksin” gibi bir öngörülebilir bir son sunsalar, geleceğin için hangisini seçerdin? Hayatının anlamını bulmak ve sonsuzluğun sonunda tekrar yükselmek adına düşüncelerin ile düşer miydin yoksa yaşadığın hayatının gerçekliğine kapılıp düşünme opsiyonunu ortadan mı kaldırırdın? Aslolan gerçek, neyi düşündüğünden ziyade; olmasını istediğin, gerçekleşmesi için çaba harcadığın hayatının bir sonuca bağlanması umuduyla kendini yok ediyor olmasıdır.
Kendi İçine DüşmekÖzkan Gözel · KETEBE YAYINEVİ · 201846 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2021 76. kitabı
Her insanın doğaya olan tutkusu, yaşadığı binaların ve çalıştığı ortamın negatifliğine karşın huzur bulmak veya kafayı dağıtmak adına oluşmuştur. Veya bir hafta sonu “değişiklik olsun” mantığıyla sosyalizmden uzak, yürüyüş yollarında; doğaya baktıkça insandan uzaklaşılan hayatın olumlu etkilerini görmek adına da düşünülmüş olabilir. Veyahut benim benimsediğim ve uzun süre öncesine kadar bilmediğim, stoacı felsefenin özünde olan “insan hayatının doğaya yatkınlığı ve doğaya uygun yaşam” mantığının kurulabileceği; doğayı insan hayatında akışta olan şeylerle değerlendirerek, yaprak kıpırdasa bile yaşamla bir bağ kurulabildiği noktalarıyla görerek yaşamakta olabilir. Bunlar bir kaç varsayım olduğu gibi, Zenon’un edilgen olan töz yani madde ile etken olan tözün içindeki akıl yani tanrıyla uyumlu hale getirdiği ve her parçanın doğayla olan uyumunu; Yunancada “çatısı olan kolon, sundurma vs” anlamına gelen Stoa okulunda aktarmasıyla başlamıştır Stoa Felsefesi. Erdem, ahlak, doğa gibi insanın en özünde yatan karakterize özelliklerini bu öğretiye dahil edip; şan, şöhret, ekmek, aş gibi insanı somut olarak mutlu edecek şeylerden uzak kendini bulma yoluna adamanın adıdır Stoa. En ufak mantıkla kurulamayacak, evrilemeyecek, uyarlanamayacak herhangi iki uç kavramın; çatışmayacağı veya özünde olan özdeşleşme olgusunun yaşanmayacağı tek bir an dahi olmayacaktır. “Zenon'a göre candan ve akıldan yoksun olan bir şey canlı ve akıllı bir şey yaratamayacağı için dünya hem canlı hem de akıllıdır. Hiçbir şeyin dünyadan daha iyi olmadığı düşüncesi de dünyanın akıllı olduğu varsayımına dayanır. Doğa da böylesine akıllı ve canlı olan, kendisinden daha iyi hiçbir şeyin olmadığı dünyadaki düzenin adı olduğuna göre, o hâlde doğaya uygun yaşamak insanın amacıdır.”
Stoa Felsefesinin Kuruluş FragmanlarıKleanthes · Albaraka Yayınları · 202186 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2021 75. kitabı
Tanım gereği gördüğümüz insanları analiz etmemiz gerektiğinde; yüzlerinin, karakterleriyle örtüştüğünü ve üstüne bunu yapmamıza olanak sağlayan şeyin “insan sarrafı” olmamızdan kaynaklandığını söyleriz. 27 yıldır yaşıyorum ve sanıyorum ki ben de bir insan sarrafıyım fakat insanların yüz çizgilerinden kişiliğini değil; kaz ayaklarının çıkmasından yaşlılığını çözebiliyorum henüz :) Sosyal çevrede gördüğümüz hatların; ekran karşısına yansıması da insanın yaşanmışlığıyla değil oyunculuğuyla alakalı bu noktada. Bundandır ki hüznü paylaşan detaylar daha ilgili gelir insana. İnsan her şeyden mutlu olabiliyorken, ekran karşısında hüznü hisseden; onu kendi hayatında yer etmesiyle şekillendirmeyi hedefler her zaman. Bu olası durum da ekranda olan her şey; insanı, mutlulukla değil hüzün ile birleşmesini hedefler. Ve yine bundandır ki, herkesin güldüğü şey ile kısmi değişkenlik gösteren hüzün sahnelerinde daha duygusal karakterlerin gözü dolmuştur. Bergman bu duyguların beyaz perdedeki anlamını yazmış ve izlemeyenler için, her sahnede bizzat aktarmıştır. Sevgiler…
Sinematografi İnsan YüzüdürIngmar Bergman · Agora Kitaplığı · 201299 okunma