... barındırmıyordu zaten. Dışarıya taşıyor, gözlerinden oluk oluk akıyordu. Baba farklıydı. Babanın doğasında sertlik vardı. Gözleri anneninkiyle aynı dünyaya bakıyor, yalnızca kayıtsızlık görüyordu. Bitmez tükenmez bir meşakkat. Babanın dünyası amansızdı. İyi şeylerin hiçbiri bedava değildi. Sevgi bile. Her şeyin bedelini ödüyordun. Ve eğer yoksulsan, elindeki tek nakit, kahır çekmekti.
... verdiği güvencelere karşın, aynaya bakmak ve yüzüm olduğunu iddia eden şeyi görmek bir Soluğumu kesti. Biri derimin altına soktuğu hava pompasıyla beni güzelce şişirmişti sanki. Gözlerim şiş, mordu. En kötüsü de ağzımdı; morlu kırmızılı, eziklerle, dikişlerle dolu, çirkin bir yumru. Gülümsemeyi denedim, dudaklarıma keskin bir sancı saplandı.
... yirmi beş yıl önce camı döven yağmur damlalarının arasından aşağıya bakmıştım. Eşyalarını babamın arabasının bagajına yerleştiren Hasan’la Ali’yi seyretmiştim.