Veysel Şahan

Puan vermedi·141 syf.··
2021 41. kitabı
Bakmak ile görmek arasındaki farkı öznel ve nesnel bakış açılarıyla, objektife yansıyan öznel görselin; fotoğrafı çekenin gözüyle nesnel bir bilinçaltı oluşturduğunu ve fotoğrafın görmezden gelinemeyecek objelerle anlam kazandığını anlatan kült deneme kitabı. Yaşadığımız dönemi göz önünde bulunduracak olursak, beşikten mezara herkesin elinde fotoğraf çektiğini sanmasına yardımcı olacak cihazlar ve o fotoğrafa kendi duygularını kattığını zannettirdiği öz güveni; farklı bir çok görsel efekt ile sunduğu ve herkesin fotoğrafçı kalıbıyla kendini aşmasını sağladığını görmekteyiz. Bu durumda çoğunluğun, sadece görsel güzelliğin oluştuğu karelere anlam yüklediğini instagram sayfasına koyduğu en güzel fotoğraftan anlayabiliyoruz. Diğer bir kesimin açıklamasıyla sunduğu, karede gizli “görme” eylemini yansıtarak felsefi tarafını da kanıtlama çabasından söz ettiğini görüyoruz. Barthes, 48 ayrı sınıflandırmayla fotoğrafa yüklenecek anlamı; düşünmemize sebep felsefi metinlerle sunmuştur.
Camera Lucida (Fotoğraf Üzerine Düşünceler)Roland Barthes · Altıkırkbeş Basın Yayın · 2011366 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·293 syf.··
2021 40. kitabı
Hegel, Heidegger ve Deleuze felsefesinde ‘arzu ve ölüm’de yer eden insanlar; hem bu bilinmezi anlamak için hem de arzu ve ölüm üzerine düşünmek için çaba sarfetmiştir. Ait olduğumuz hayatın ve düşüncelerimizin, son noktası olan ‘ölüm’ün; hakimiyeti üzerine bağlı kaldığımız ‘arzu’larımız, doğumla birlikte başlayan ölüm kaygısınıda içimizde büyütmüştür. Duygulanımsal dinginlik durumunu azamileştirmek açısından, hafifletilmesi gereken duygulanımlar arasında en başta geleni, korkudur. Korku, refah içinde yaşamaya hasar veren her türlü zararlı pratiğe sevk eder bireyi. Insanların en çok korktuğu şeylerden biri ölümdür ve bu yüzden, Epikuros'un kendini önemsemeyi münasip bir biçimde ifade edebilmesi için, ölümle nasıl başa çıkılacağını ortaya koyması gerekir. Gelgelelim Epikuros, beslenme rejimine dair yürüttüğü tartışmaların aksine, ne bir dizi bedensel teknik, ne de Marcus Aurelius’un Mediations'da yaptığı gibi, bir dizi zihinsel pratik sunar. Ölümün gölgesindeyken edimde bulunulamaz. Her güne, işlerin düzene koyulup o gün ölüneceği varsayımıyla başlanamaz. Bilakis Epikuros, ölümün yaşama şu kadarcık bile gölge düşüren bir şey olmadığını ileri sürer. Ölüm ilişki kurulabilecek bir şey değildir ve usulen bir zihinsel egzersiz ya da bedensel disiplin nesnesi olamaz. Hem Aurelius'un hem de Epikuros'un aklında benzer bir amaç olduğu açıktır. Her ikisi de, ölüm korkusunun yaşam üzerinde ki etkisini azaltmak arzusundadır. Bununla birlikte, her biri, bu amaca ulaşmak amacıyla farklı yordamlar önerir. (276)
Arzu ve ÖlümBrent Adkins · Fol Kitap Yayınları · 202025 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2021 39. kitabı
Büyük patlamadan bu yana geçen yaklaşık 13,8 milyar yıl içerisinde varlığımızı sürdürdüğümüz; bilime göre 200 bin, islama göre 7 bin yıllık bir mazi biz insanların varlığı. 14 milyar yıllık bu yaşanmışlık içine sığan gözle görülmeyecek kadar küçük bir taneyiz. Bu gerçek dahilinde; ilk ekinlerin yetiştirilmesinden modern devletlerin kurulmasına kadar ayaklarımızın altındaki yeryüzünün insan uygarlıklarının şekillenmesi üzerindeki etkisi inceleyen antropoloji kitabı.
KökenlerLewis Dartnell · Tellekt · 202088 okunma
Puan vermedi·246 syf.··
2021 38. kitabı
Usun tutkuları, bir şeyin iyi ya da kötü, uygun ya da uygunsuz diye algılanmasından ileri gelen belli devinimler ya da eğilimlerdir. Bu tür algılar üç türdür: Duyusal, ussal, ansal. Bu üçüne göre canda üç tutku türü vardır. Çünkü duyusal algıyı izleyen can, yararlı ya da yararsız, hoşa giden ya da rahatsız eden kavramları altında, geçici bir iyiye ya da kötüye bakar. Bunlara, doğal ya da hayvanca tutkular denir. Can, ussal algıyı izlediğinde, bunlar ussal ya da istemli tutkular diye adlandırılır. O, böylece iyi ya da kötüyü, erdemli ya da erdemsiz, değerli ya da değersiz, kârlı ya da kârsız, onurlu ya da onursuz kavramları altında izler. Can anlama yetisinin algısını izlediğinde, bu tutkulara ansal tutkular denir. Bu durumda can iyi ile kötüye, adalet ya da adaletsizlik, doğru ya da yanlış kavramları altında bakar. Candaki tutkuların nedeni, onun isteme gücüdür. Bu güç, dilek, öfkelenme diye ayrılır. Bunların ikisi de iyi ile kötüyle ilgilidir; ama başka başka kavramlar altında. Çünkü dilek gücü, salt iyi, kötü ile bağlantılı olduğun da, sergi ile şehvete ya da tersine nefrete neden olur. Bugün, iyiye kendisinde olmayan bir şey diye baktığında, bu şey istemeye neden olur. Kötüye kendisinde olmayan bir şey diye baktığında, ondan ürkmeye, kaçmaya, nefret etmeye neden olur. İsteme gücü kendisinde olan bir şeye iyi kavramı altında bakıyorsa, bu ondan hoşlanmaya, memnuniyete, zevk duymaya neden olur, oysa kötüye kendisinde bulunan bir şey olarak bakıyorsa bu üzüntüye, kaygıya, kedere neden olur. Öfke gücü, iyi ya da kötüye birtakım güçlükler kavramı altında bakar. İyiyi elde etmeye, kötüden kaçmaya uğraşır. Bu bazen, elde etme konusunda güvenli bir bakıştır. Dolayısıyla umuda, gözü pekliğe yol açar. Ancak, kişinin bir şeyi elde etme konusunda ki güvensizliği umutsuzluğa,
Gizli Felsefe ya da Büyü Felsefesi - 1. KitapAgrippa Von Nettesheim · Biblos Kitabevi Yayınları · 201140 okunma
Puan vermedi·366 syf.··
2021 35. kitabı
Her insanın, geçmişini zamana bıraktığı ve zamanla öğrendiği yaşanmışlıkları var. Zaman anlamı ne büyüktür ki ucu bucağı olmayan edebi tasvirlere sığdıramadığımız gibi, nokta kadar bile yer kaplamayacak anılarımıza da hakimdir. Kimi zaman vardır ki, zaman; okyanusu simgeler, zamanın nasıl da hızlı aktığından bahsederiz ve farkında değilizdir geçen zamandan. Bir de öyle bir zaman vardır ki, zaman; su birikintisinden muzdarip, zamanın geçmediğini o durağan birikintinin bir yere çıkmadığından yakınırız. Oysa bizi biz yapan o zorlu anlardır her zaman. Neyse konumuz bu kadar duygusal değil tabii, kitap baştan sona zamanın evrildiği; kuantum ve görelilik teoremlerinin etkilerinden, sonsuz uzayın boşluğuna kadar; insan ve aklınıza gelebilecek her türlü nesnenin temeli olan şu basit soruyla anlam buldurmaya çalışır; Zaman nedir? Evrende üzerine konuşulabilecek en önemli soru ve sorunlardan olan zaman kavramının; bilimsel anlamıyla bize etkilerinden bahseder. Zamanın nesnel ve zihinsel gerçekliği üzerine ayrımsal bir tutumla anlaşılmaya çalışılması da Aristoteles’in şu sözünü hatırlatır bize; Zaman, öncelik ve sonralığa göre hareketin sayısı olarak tanımlanır. Bunun yanında zaman zorunlu olarak süreklidir, çünkü böyle olmadığı takdirde önce ve sonda kavramları olanaksız hale gelir, zaman süreklidir, sürekli olan bir şey devinime ait olan bir şeydir... Ve böylelikle zaman mutlaktır... Kitabı okuyacak olanlar için; bilimsel bir ön yargı oluşturmadan başlarsanız, kuantum fiziğini dahi anlayabileceğiniz akıcı bir metinle karşılaşacaksınız.
Zamanın Yeniden DoğuşuLee Smolin · Tübitak Yayınları · 201754 okunma