Doğum ve ölüm arasında süregiden yaşantımın kırılma anı ben henüz dünyaya teşrif etmeden önce başlamış. Üstelik hayatla kavga etmeye hiç ama hiç hazır değilken en olmadık bir zamanda ilk silleyi yemişim, kendime geldiğimdeyse ne olduğunu anlayamadan pes etmişim. Sanırım bu nedenle kaybetmenin ne olduğunu en iyi ben bilirim. Pek tabii içinizde benim gibileri gırladır, dolayısıyla ajitasyona başvurarak dertlerimizi yarıştırmanın bir manası yok. Çünkü günün sonunda birçoğumuz güzel kaybettik.
Dostlar, ben şu sıralar sigara kullanmıyorum ama efkârımın membaını kullandığım günlere sayıyorum. Nihayetinde beslenmeli insan bir şeylerden, dünde Aslı beni terk etti, gerekçe olarak da hiçbir şey söylemedi, gerçi ben bekliyordum ondan böyle bir şey, ne yapsın kızcağız haklı. Benim gibi geçimsiz birine iyi bile katlandı, açıkçası onun yerinde ben olsaydım çoktan şutlamıştım kendimi. Neyse ki asıl mevzu bu değil, her ne kadar detaylarda gizli olsa da acılar Aslı’ya sıra gelene kadar benim hiç unutamadığım Sıla’m var.
Mütemadiyen kişiliğimle alakalı inişli çıkışlı zamanlarım oldu. “Çok iyi bir insan,” olduğumu söyleyenler kadar. “Yok canım daha neler,” diyenler de var. Ben hep derim, kime göre, neye göre, herkesin bakış açısı farklı neticede. Ya da kim bilir belki de nazara geldik kala kala fesat insanların içerisinde!
Eskiden bu tip durumlarda, nazara maruz kaldığı düşünülen şahısların yaşı kemale ermiş teyzelerce kurşun dökülerek akıbetine bakılırdı. Tabii tüm bunlar kem gözlerin defi için yapılırdı. Ben bu tip ilginç şeylerin merkezinde olan birisi olarak, her mukabele günü anası tarafından zorla kadınların içerisine sokulan o çocuk kimliğimle, birden tepemden aşağı kurşun dökülürken çarşafın altında buluverirdim kendimi. Haliyle yaş ilerledikçe kaçınılmaz bir son olmuştu