Altı Harfli Bir Tatlı:
Künefe?
Sütlaç?
Revani?
...
Şermin Yaşar’ın yeni kitabı “Altı Harfli Bir Tatlı”nın çıktığını duyduğumda yaşadığım heyecanı anlatamam. Zaten onun kalemine hayranım, kitaplarını okumak hem çok eğlenceli hem de derinden duygusal. Öyle kalbe dokunan hikayeler yazıyor ki, bu kitabı da bir arkadaşımın imzalı hediye etmesiyle elime aldığımda mutluluğum katlandı. Teşekkürler canım arkadaşım Meryem Koçak Aytekin .
Bence Şermin Yaşar’ın başarısının sırrı, o sade, anlaşılır dilinde gizli. Herkesin anlayabileceği bir sadelikte yazıyor ama hikayeleri o kadar derin, o kadar bizden, o kadar içimizden ki... Yine bir aile hikayesiyle karşı karşıyayız ve yine anlattığı hikaye, kalbimizin en ince noktalarına kadar işliyor.
Kitabı okurken ana karakterimiz Selime Teyze ile o kadar yüksek oranda empati kurdum ki, adeta Selime Teyze oldum. Yazar, onun duygularını o kadar güzel vermiş ki, Selime Teyze ile beraber üzüldüm, güldüm, kederlendim, çocuklarına kızdım ve onlardan beklentiler içine girdim. Hayata tamamen onun gözleriyle baktım, kalp kırıklığını bizzat hissettim.
Ancak yazarın yeteneği tam da burada ortaya çıkıyor. Selime Teyze’ye uzun uzun yer verdikten sonra, minicik bir bölümde karşı pencereden bakmamızı sağlıyor. Oğlu Erkan ile küçücük bir sohbet üzerinden, bu sefer çocuklarının gözünden bakıyoruz ve o an düşünmeye başlıyoruz: "Yaa,Selime Teyze biraz alıngan mı sanki? Keşke ne istediğini, ne hissettiğini açıkça söylese..."
İşte o noktada görüyoruz ki, Selime Teyze'nin yaşadığı kopuşun temelinde aslında bir iletişim kopukluğu var. Çocuklarına gerçek beklentilerini söylememesinden kaynaklanan bu durum, bize Selime Teyze'ye olan bakış açımızı bir parça değiştirtiyor. Olaylara tek pencereden bakmanın ne kadar yanıltıcı olabileceğini bir kez daha anlıyoruz.