NİMBUS

Kitaplarımı beğenmesini istiyordum ama bir kadınla konuşmayı, o her söze gizli anlamların yüklendiği, ne olacağı belirsiz, her ihtimale açık sohbetleri de özlemiştim, hayata dönmek istiyordum, beni beğenen biri beni yeniden insanların arasına döndürsün, bu fazlasıyla kendini beğenmiş kırılganlığın duvarlarını yıksın istiyordum. Birisine muhtaçtım aslında ama bunun anlaşılmasından korkuyordum.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kim gerçeği görmek ister ki ben isteyeyim? Ama şimdi öyle bir gerçekle karşı karşıyayım ki görmemem mümkün değil. Bana, görmezden gelinemeyecek gerçekler olduğunu gösteriyor Tanrı. Gerçeği gördüm. Korkuyla ve dehşetle gördüm.
Çaresizliği anlatayım ben sana, şu anda o kadar iyi biliyorum ki bunu, çaresizlik binlerce elin bir insanın yüzünü bir taş duvara sıkı sıkıya bastırmasıdır, nefes alamazsın, kurtulamazsın, kaçamazsın, kımıldayamazsın.
Bazı şeyleri ancak insanları seyrederek öğrenebiliyorsun. Belki onun için yarattın bizi, kendi bilmediğin duyguları öğrenmek için, korkuyu, çaresizliği, güçsüzlüğü sana biz öğretiyoruz, senin yarattıkların.
yanlış tohumu sulamak!
Küçücük anlar var hepimizin hayatında, bir tohum gibi, o anın içinde ne olduğunu bilmiyoruz ama onlardan bir tanesini alıp suluyoruz, tek bir an büyüyüp koca bir hayata dönüyor ve o anın içinde nasıl bir hayat taşıdığını daha sonra öğreniyoruz, "Tanrı'nın tesadüfleri" diyoruz, alıp bu tohumları öylece serpiyor mu Tanrı, bakalım kim gelip de sulayacak diye, yoksa başından biliyor mu hangi tohumun hangi insana rastlayacağını. Yanlış bir tohumu suladım. Bu seni eğlendiriyor mu Tanrım? Yoksa benimle birlikte sen de acı çekiyor musun, bu korkuyu hissediyor musun sen de, çaresizlik nasıl büyük bir korkudur hiç biliyor musun? Hiç çaresiz kalmadın ki, nereden bileceksin?
Sayfa 18·Kitabı okudu