Adı:
Son Oyun
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416427
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Daha orada, o anda onun en tehlikeli yanının, istediği anda şefkat uyandırabilmesi olduğunu anlamıştım. Tanrı, hep aynı emri verdi, 'Şehvetten sakının,' bu emre uyamadık, çelişkilerden hoşlanan Tanrı kendi emriyle bile çatışacak kadar güçlü bir şehvet duygusu vermişti hepimize, bu zavallı kullarından o görkemli yaratıcılığının ürünü olan şehvetle dövüşmesini istemişti, kim Tanrı’nın yarattıklarıyla baş edebilir ki, hiçbirimiz edemedik, en masumlarımız bile rüyalarında günaha bulaştı, emre uyamadık ama şehvete karşı dikkatli olmayı, şehvetle boğuşmayı, onu bastırmak için uğraşmayı, ondan kaçmaya çalışmayı öğrendik, yenilsek de zayıf bir kalkanımız, ince bir zırhımız oldu.

"Şefkat öyle değildi. Tanrı şehvetin yolunu kapatırken şefkatin yolunu sonuna kadar açmıştı, kimse şefkatin yolunda yürürken tedirgin olmaz, kuşku duymaz, kaçması gerektiğini düşünmezdi.

"Yüzündeki gizli gülümsemesinden anlaşıldığı gibi o bunu içgüdüleriyle sezmiş, Tanrı’nın yasakladığı topraklara girmek için tanrı’nın şefkatini bir 'Truva atı' gibi kullanmayı öğrenmişti, her erkek kapılarını açıp o atı gönül rahatlığıyla içeri alıyordu. Tanrı’nın söylemeye vakit bulamadığını söylemek bana düşecekti, 'Güzel kadınların uyandırdığı şefkatten korkun.'”
416 syf.
·17 günde·Beğendi·7/10
Kitap 410 sayfa, özel durumlar ve hasta babamda olunca okumak uzun sürdü.. Tabi yılmadan okumaya devam etttim..
Kitap bir yazarın bir kasabaya gelmesi ve oraya yerleşmesiyle ve kasaba halkı ile belediye başkanı arasında devam eden bir takım sorunları anlatıyor...

Ve yazarında (romanda adı geçen yazar) "Bilmediğim Yolları severim. Kaybolma ihtimali yüksektir. Her maceraya açıktır. Sonunda yolu bulursun. Bazen de bulamazsın, macera sandığından uzun sürer." bu sözleriyle macerayı sevmesi sonucu oldukça sürükleyici bir duruma geliyor olaylar.
Bu arada biraz cinsellik içeriyor...
416 syf.
·5 günde·7/10
Hayatı kimi zaman çok mu ciddiye alıyoruz bilinmez ama alelade bir oyun olmadığı da kesin. Yaşamda var olduğumuz süre boyunca pek çok tevafukla ya da kimine göre tesadüfle karşılaşıyoruz. İşte kitabımızın baş kahramanı da bir tesadüfler silsilesi içinde sıkışıp kaldığını ve doğduğu andan itibaren sergilediği oyunun artık sonuna geldiğini düşünen bir yazar.

Hayatında ilk kez katil olan bu yazarımız, gecenin bir vakti bir bankta oturmuş henüz işlediği cinayetin arka plânını anlatmaya başlayarak bir hikâyenin içerisine çekiyor bizleri. Katilin bilindiği ama maktulün bilinmediği esrarengiz bir hikâye...

Bir cinayetin romanını okurken pek çok farklı hayata ve olguya da dahil oluyoruz aslında. Kitapta sıkça vurgulanan iktidar ve güç olgusu bunlardan biri olarak söylenebilir. Altında hazine olduğuna inanılan bir kilise uğruna yapılan iktidar mücadeleleri yer alıyor eserde. Bu mücadelenin yanı sıra kitaba hakim olan şehvet olgusu da var. Şehvet duygusunun bir insana neler yaptırabileceği, bir insanı nelere sürükleyebileceği karşımıza çıkıyor bu satırlarda. Her zamanki gibi bu eserinde de Ahmet Altan kadın ve erkek ikilisini, özellikle de kadınları, ne kadar iyi tanıdığını bir kez daha kanıtlamak istercesine kullanmış kalemini. Bu anlamda güzel tespitler mevcut.

Tüm bunların yanı sıra yazar olan kahramanımız hikâyesini anlatırken çoğu zaman kendine engel olamayarak Tanrı ile hesaplaşmaktadır. Kimi zaman yaşadığı tüm bu olayların sebebini yaratıcıya bağlarken, kimi zaman kendi suçu olup olmadığını düşünmeden edemez. Yeri gelir o kadar öfke ile dolar ki içi Tanrı'ya meydan okur, O'nu öfkelendirmeye, kışkırtmaya çalışır ama her seferinde çaresiz kalıp hikâyesini anlatmaya devam eder. Çaresiz kalan bir insan ile Tanrı arasındaki bu çekişme bazı kısımlarını aşırı bulsam da her yönüyle ele alınıyor bu kitapta.

Eserde yer alan kahramanların hayatlarına dahil olup, bu cinayete doğrudan veya dolaylı olarak nasıl ortaklık ettiklerini okumak keyifliydi fakat kitap çokça övüldüğünden midir bilmiyorum beklentimin altında kaldı. Sonuna dek farklı şeyler olacak her an diye düşündüm ama eserin sonu da gidişatı kadar şaşırttı beni. Sanki aceleye getirilmiş ve artık bitsin denilmiş gibiydi. Son zamanlarda Altan'ın üç eserini (Kılıç Yarası Gibi, İsyan Günlerinde Aşk, Ölmek Kolaydır Sevmekten) okumuş biri olarak Son Oyun isimli bu eserin okuduğum diğer kitaplara nazaran sönük kaldığını söylemek zorundayım. Her ne kadar bu eserin Altan'ın en iyi eseri olduğu söyleniyorsa da buna kesinlikle katılmıyorum. Eserin içerisinde okuyucuyu cezbeden güzel alıntılar var fakat yukarıda bahsettiğim üç kitabın kalitesine yetişemediğini söyleyebilirim. Okumayı düşünenler için hoş bir alıntı bırakalım;

"Bir kadınla konuşmak, içi bin bir çeşit süs eşyasıyla dolu bir dükkâna girmek gibi gelir bana, o kadar değişik konuları, dedikoduları, gizli küçük kıskançlıkları, kendileriyle ilgili dertleri vardır ki almayacağın ama dokunmaktan, kaldırıp bakmaktan sıkılmayacağın küçük süs eşyalarıyla oynamaya benzer onlarla konuşmak. Zorla kendini anlatıp onları sıkmazsan saatlerce seni oyalayacak konularda konuşurlar."
416 syf.
Anlatımın oldukça akıcı, olaylar arasında bağlantının güçlü olduğu bu romanda:


Anne, baba ve eşini ayrı ayrı trafik kazasında yitiren bir yazarın, bir cinayet romanı yazmak için gittiği kasabada başından geçenler anlatılır.

Kasaba, sürekli cinayetlerin işlendiği, tepesinde bulunan kiliseyi Hz İsa'nın havarilerinin yaptırdığı, Hz İsa'nın bedenini kaçırılıp bu kiliseye gömüldüğü, Kilisenin çevresinde gömütün içinde altınların bulunduğu söylencelerle çalkalanan bir yerdir.

Yazar, kısa süre içinde bu kasabanın bir parçası haline gelir ve benimsenir. Güç odakları(Mustafa,Zakkum - Muhacir, Raci) ile yakın arkadaşlık kurmayı başarır.

Amaç bir cinayet romanı yazmak gibi görünse de aslında insanın varoluşunu sorgulayan, bu varoluşun sebebi olarak görülen "Tanrı'yla hesaplaşmalar" ve kader anlayışına karşı tutum romanı bambaşka bir boyuta taşır.

Sonuç olarak cinayet romanı yazmak için gidilen kasabada yazar, bir cinayete sebep olur...

Okumanız salık verilir
408 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Kitapta bir çok konu var aslinda ele alınan. Tanrı ile iç hesaplaşma, kadın-erkek ilişkileri, güç-iktidar çatışmaları...daha bir çok sey sayılabilir. Çok sevdim ve böyle bitmesini hiç istemezdim.
416 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Ahmet Altan’ın En Güzel Romanı


“SPOT: Ahmet Altan “Son Oyun” kitabında bir yandan derin bir aşka, bir şehvette yer verirken diğer yandan da bir topluluğun sarhoşça davranışlarını, sorumsuzluklarını ve bu sorumsuzluğun doğurduğu iktidar ve güç kavgasına yer vermektedir”.

Semih Gümüş 13.06.2016 tarihinde Radikal Kitapta yazdığı “Edebiyatın Üstüne Bas Geç” yazısında son zamanlarda popüler olan Edebiyat dergilerini eleştirirken popüler kültürün kurbanların arasında Ahmet Altan’ın da ismini de dille getirmişti. Ahmet Altan popüler kültürün kurbanlarından biri olup olmayacağını kestirmek zor olacağını düşünenlerdenim özellikle bu kitabıyla. Okuyucu, hiç olmadık zamanda hiç olmadık yerde hiç olmadık kitapları ve yazarları zirveye taşırken, zirveyi hak eden kitap ve yazarları da çok sonradan keşfedebilmektedir. Sabahattin Ali buna iyi bir örnektir. Gerçi Sabahattin Ali de artık okunmaktan çok sosyal alemde bir fotoğraf malzemesi haline geldi. O da ayrı bir hüzün edebiyat açısından.

“Son Oyun” kitabı popüler kültürün kurbanı olacağını düşünmüyorum. Zira popüler kültürde eriyip kaybolmayacak kadar kaliteli bir kitap olduğunu, günceliğini koruyacağını, hakkettiği ilgiyi bulacağını düşünüyorum. En azından böyle umut ediyorum.


Kitaba gelecek olursak; bugüne kadar okuduğum Ahmet Altan’ın en güzel kitabı olduğunu söyleyebilirim. Ahmet Altan’ın son romanı olan “Ölmek Kolaydır Sevmekten” kitabını kendi adıma beğenmediğimi de söylemek istiyorum. Yazar bu kitabını bir yazar kahramanın ağzıyla anlatmaktadır. Yazar kahramanımız yeni bir kitap yazmak için yolu bir kasabaya düşer. Kasaba deniz gören, yeşil bir yer olan kendi havaalanı da bulunan sakin bir yerdir. Yazarımız çıktığı bu yolda yeni tanıştığı Zuhal adından bir kadına da daha ilk karşılaşmada aşık olmaktadır. Belki romanın ana konusu bu olduğunu kabul etmekle beraber, romanı sadece bu konu ile sınırlamak doğru olmayacağını da söylemekte fayda var.

Yazar, çok cesur karakterler seçmiştir romanında. Bir yandan kendini Tanrıyla bütünleştirip yeri geldiğinde Tanrıya hesap sorabilirken diğer yandan olmaması gereken kişilerle olmaması gereken ilişkiler de yaşayabiliyor. Kasabanın büyük güçlerinden biri olan; varlıklı, kasaba söz sahibi olan Raci Bey’in de karısıyla aşktan ziyade şehvetin doruklarda olduğu bir ilişki içerisindedir. Yolda tanıştığı, sonradan uğruna insan öldürdüğü Zuhal de ayrıca kasabanın Belediye Başkanı olan Mustafa’nın bir zaman aşık olduğu, sonralarda Zuhal’in kendisine aşık olduğu varlıklı birinin karısı olacaktır. Yazar konuyu elle alırken şehvetin ve iktidarın insan üzerindeki etkisini de derin bir şekilde işlemiş romanında.

Kasaba halkı yazar kahramanı aralarına almak için ortak bir değer, bir nokta aramaktadır. Bir yerden sonra yazar kendisi kabul ettirmekle kalmayıp ayrıca kasabada söz sahibi de olabilmektedir. Romanın ortalarında okuduğumuz bu bölümde bir topluluğun ortak davranışlarına şahitlik ediyorsunuz ayrıca. Kasabada iktidar arayışı, iktidar kavgasıyla beraber yine kasabada taassup derecesinde bir boş inancında kol gezdiğini de göreceksiniz. Asıl iktidarın sahipliği o inancın sahipliğinden geçmektedir. Tek mutlak güç olmak isteyen Mustafa o inancın doğurduğu hırsla tüm kasabayı yeri geldiğinde karşısına alabilmektedir. Mustafa bu yolda yalnız olmadığını, kendisinin en büyük rakibi olan kasabada geniş nüfuzlu, varlıklı Raci Beyi de unutmamaktadır.

Yazar kahramanımız bir yerden bu iktidar kavgasını izlerken diğer yandan bu iki gücün kadınlarıyla derin bir aşk, derin bir şehvet yaşamaktadır. Burada çok büyük bir risk aldığının da zamanla farkına varmaktadır. Bu kavgada taraf seçmekte kahramanın zorlandığı bir diğer konudur. Bu iki güç arasında debelenip dururken ne aşktan ne de şehvettin o hazından uzak durabilmektedir. Hem belediye başkanın görüştüğü Zuhal’le hem de Raci Beyin karısı olan Kamile hanım ile görüşmeye devam etmektedir. Zuhal aşık olduğu, Kamile hanım ise sadece cinsel isteklerini tatmin eden kadın rolünü üstlenmektedir.

Ahmet Altan “Son Oyun” kitabında bir yandan derin bir aşka, bir şehvette yer verirken diğer yandan da bir topluluğun sarhoşça davranışlarını, sorumsuzluklarını ve bu sorumsuzluğun getirdiği iktidar ve güç kavgasına yer vermektedir. Kitabı okurken bugünden izler bulmakta mümkün.
“Bir sarhoş gibi her şeyi kırıp dökerek, sadece kendi iktidarını düşünerek yürüyor, dedi Raci Bey, kendinden ve iktidarından başka bir şey düşünmüyor. Kırmadığı, kızdırmadığı kendine düşman etmediği kimse kalmadı”(S.368) bu cümlelerde anlatılanlar eminim size yabancı gelmemiştir. Günümüzdeki şahsa ne kadar benziyor değil mi?

Romandaki iktidar sarhoşluğu bu günkü iktidarın verdiği sarhoşluğu, bu sarhoşluktan meydana gelen sıkıntıları özetler nitelikte. Hepimiz bu sarhoşluğun kurbanı oluyorken bazı entelektüel kesimden ve toplumun büyük bir kısmından ses çıkmamasını da bu cümleler de anlamak mümkün: “Asıl tuhaf olan bütün bu cinayetlere, insanların gittikçe daha gergin ve asabi olmasına rağmen kasabanın sakin ve huzurlu görünmesiydi”(S.150)

Zuhal, yazar kahramanın kendisini aldattığını duyunca yazar kahramandan uzaklaşıp görevinde istifa edecek olan Mustafa Bey ile daha da yakınlaşır. Kitapta Mustafa Beye aşık olduğunu da sık sık dille getirmektedir Zuhal. Zuhal şehirde yaşayan ve çalışan varlıklı biridir. Yazar kahramanımı romanını bir türlü yazamazken, birden çok kadınla olması da zaman zaman başını ağrıtmaktadır. Bu kadınlardan biri de genel evin sahibi Sümbül hanımdır. Yazar kahramanımız son kez şehvettin esiri olup, şehvette yenilip Kamile hanımın yanına giderken sonradan öğreneceği Mustafa ve Zuhal’e suikasti önlemeye çalışırken Kamile Hanımı da orada öldürür. Kitap hüzünlü bir şekilde son bulurken; bir aşkın, bir iktidar ihtirasının izlerini geride bırakmaktadır. Yazar kahramanımız şehvetti değil aşkı tercih ederken, iktidar kavgasının doğurduğu vahşeti incelerken, bu vahşet sonucunda yok olan tüm değerleri dille getirirken, bit topluluğun örgütsüzlüğünden bahsederken, bir inancının taassup taraflarını elle alırken, bu inancın getirdiği olumsuzlukları yazıya dökerken aslında bize bir topluluğun değerlerinin varlığını da tekrardan hatırlatmış oluyor.

Ahmet Altan cesur, şaşırtıcı, sorgulayıcı, şehvettin sınırlarını zorlayan, hiciv sanatını etkili kullandığı bir eser ortaya çıkarmış. Bu kitabı okurken; günümüzün temel sorunlarını, iktidar hırsını, aşkın ve şehvettin acı sonlarını, bir toplumun sorumsuzluğunu, bu sorumsuzluğun nelere mal olabileceğini tekrar tekrar sorgulayıp, sonuçları bir daha gözden geçireceksiniz. Bu kitabı okurken belli yerlerinde Yaşar Kemal’in “Teneke” kitabını da anımsayacaksınız. Her ikisini de okumanız dileğiyle.
416 syf.
·7/10
Deniz kenarında küçük bir kasabaya gelen bir yazar...
Yazarın ismini hiç öğrenemiyoruz...
Çevresinde çok insan var özellikle de çok kadın...
Kasabadaki insanlar ve belediye başkanı arasında hep bir güç yarışı...
Sokaklarda işlenen cinayetler,Tutarsız birliktelikler...
Heran herkes biriyle cinsel anlamda beraberliğe müsait...
.
Ahmet Altan kitaplarını severim, ilginç kurgusu. Anlatımını da severim , heyecanınızı hep taze tutar.
Cinselliği yazmayı çok sever ve kitaplarında hep yoğun bir halde yer verir.
Yine cinsellik ve buna dair düşünceler vardı. Ama rahatsız etmiyor, mide bulandırmıyor.
Yine de ilişkiler gerçekten sorunlu ve dengesizdi.
Cinselliktense sevgi galip gelsin isterdim.
.
Ne olacak düşüncesi kitabı aklınızda hep canlı tutuyor.
Sonu şaşırtıcı, kitabın başında yazarın başı belada ve sebebini sonunda öğreniyorsunuz.
Akıcı, heyecanlı ve farklı bir kitaptı
416 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi·
Ahmet Altan geçmişi, hataları, kimliği ne olursa olsun bir edebiyatçı, romancı olarak o kadar yetenekli ki onu gözardı etmek mümkün değil. Bu romanını da kendisinden beklentilerim yüksek olmasına rağmen çok başarılı buldum. Bir kadın olarak yaşadığım karmaşık duygu durumlarını bir erkeğin bu kadar isabetli kavrayabilmesi gerçekten şaşırtıcı. Kadınlar olarak o kadar alışığız ki “net konuş ne diyorsun”, “ne istiyorsun benden söyle yapayım”, “niye düştü şimdi suratın” tepkilerini duymaya Ahmet Altan okudukça rahatlıyorum. Sorun bizde değil. Bizi anlamak için dinlemeyen, kafa yormayan ya da en azından açıp Ahmet Altan okumayan erkeklerde sorun.
416 syf.
·Puan vermedi
Kütüphanede bir öneri sonucu aldım. Kitap psikolojik tahliller ve yaşam sorgularıyla dolu. Tam aradığım tarzda olmasa da hayata dair güzel tahliller içeriyor. Okunmaya değer ve akıcı nitelikte. Kurgular gerçekçi olmakla beraber, yaşama dair ince ayrıntılar içeriyor. Kitap başından sonuna dek okura ve Tanrıya hitab ediyor. Okuduğunuzda belki hayatı fazlasıyla sorguladığını düşünebilirsiniz ama kurgudan kopmadıysanız yazara hak verirsiniz. Nice yıllar, Nice kitaplar ;)
416 syf.
Yaratanla kendini kıyaslayan ve yaptığı her şeyde ona da ithamlarda bulunan kitap, sonda yaşanacak olayı üstü örtülü bir biçimde en başta söyleyip olaya kadar nasıl geldiğini anlatıyor. Kitabın başlarında ve sonlarında anlatım ve olaylar çok güzelken ortalarında olay tamamen cinsel ilişkiler üzerine yoğunlaşıyor. Bu da kitaptan soğumanıza neden oluyor. Farklı bir düşünce yapısı ile yazılmış ve farklı hayat tarzları üzerine yoğunlaşmış.
416 syf.
·7/10
Kitap, her ne kadar erkeklerin şöhret ve iktidar kavgasını anlatsa da Ahmet Altan her zamanki gibi kadınları bir şekilde ön planda tutmuş onların tutkularını yine ortaya çıkarmış. Ancak kitapta tanrı ile hesaplaşmaları da çoğu yerde konunun akışını bozmuştu.
416 syf.
·2 günde·9/10
Yalnızlık, şehvet, aşk, para, statü, ölüm gibi şeyler her zaman edebiyatın konusu olmuştur. Bunlardan yalnızlık ise özellikle eski dönem edebiyatında en korkunç duygulardan biri olarak çoğu zaman tasvir edilmiştir. Yaşadığımız çağda ise yalnızlığın insanda karşılanma biçiminde belirgin değişiklikler gözlemlenmiştir. Öyle ki; çoğu zaman geçmişte ölümden bile korkutucu olmakla itham edilen yalnızlık, şimdilerde insanlığın bir sığınağı haline gelmiştir. Hiç şüphesiz bu durumda insanların vaktini yalnızken daha verimli ve eğlenceli geçirebileceği alternatif seçeneklerin çıkması da etkili olmuştur. Bundan dolayı beşer yalnızlığa kutsiyet atfedip onu bir nevi kendisine ait özgürlük alanı görmüştür.
Ahmet Altan’ın ‘Son Oyun’ adlı romanı da yalnızlığa böylesi bir anlam yükleyen ve ona adeta aşkla bağlanmış bir roman yazarı karakterinin roman yazmak için geldiği kasabadaki son gecesini anlatıyor. Kahramanımız babadan zengin, edebiyat dünyasında pek bilinirliği olmayan bir kişilik. Kasabaya gelir gelmez ‘tesadüfen’ tanıştığı bir kadına (Zuhal) olan ilgisiyle, kendisini, iki farklı grubun (belediye başkanı- zengin iş adamı) kasabanın tarihi kilisesine ait olduğu düşünülen hazineye yönelik fiziksel ve psikolojik çatışmalarının ortasında bulur. Buna rağmen romanın sonuna kadar tarafsız olmayı başarır ve onun bu tutumu kasabanın bir müddet sonra ona daha da bağlanmasını sağlar.
İşin tuhafı başlangıçta ilgi duyduğu sonraları âşık olduğu kadın Zuhal, belediye başkanı Mehmet’in de tutkuyla sevdiği bir kadındır. Diğer taraftan şehvetin zirvesinde gezinen isimsiz yazarımız, iş adamı Raci Bey’in eşi Kamile Hanım ile de fiziksel bir ilişki yaşamaktadır. Buna rağmen şehevi efendimizin yediği hurmaların bu boyutta olduğunu bu ekâbir adamlar bilmemektedir. Ama olayların düğümü yine kadınların içgüdüsel kararları ile çözülecektir.
Romanımız tam sıralı olmasa da yazarın Tanrı ile olan hesaplaşmasının olduğu bölümler ve gerek Zuhal ile olan ilişkisi gerek kasabada cereyan eden iktidar mücadelesinin yer aldığı iki gruba ayrılabilen bölümlerden oluşmaktadır.
Bunlardan ilkinde kendi kaderi bağlamında insan- Tanrı ilişkisi ele alınıyor. Bu bölümlerde, şehevi Efendinin sıklıkla Tanrı’yla kendi arasında baş unsurun kötülük olduğu bir benzerlik kurulmaya çalışılıyor. Özellikle yazarlık konusunda Tanrı’ya meydan okuduğu, bir Tanrının varlığını kabul etmekle birlikte onun yarattığı kusursuz algı ve insanların teselli olarak gördüğü ‘diğer hayat’ gibi sihirli sözcük sayesinde makyajlama yaptığı anlatılıyor. Tanrı’nın işlenen kötülüklerin sahibi olduğu ve suçları insanlara yansıtması nedeniyle de adil olmadığı iddia ediliyor. Bütün bu iddiaları yazar, bir mantık çerçevesinde ve kelimelerin büyüsünü kullanarak yapıyor.
Romanın diğer bölümlerinde, kasabadaki iktidar mücadelesinin yapılış biçimi ile bu mücadelenin dışında kalan insanların yaklaşma tarzı anlatılmış. Kasabının neredeyse tüm gücü elinde bulunduran despotik belediye başkanı ile sermayenin sembolü iş adamının kendilerine bağlı tetikçiler marifetiyle kasabayı cehenneme çevirmesi buna karşılık kendi iç dünyalarında her türlü naneyi yiyen, ahlaken bozulmuş, korkak kasaba halkı sanki küçük bir Türkiye eleştirisi gibi geldi bana. Zuhal ile olan ihtiraslı ilişkisinde ise yazarın vazgeçemediği diğer aşkları şehvet ve yalnızlık önündeki en büyük engel olacaktır. Baştan sona oluşturulan kusursuz kurgu ile merakla ve keyifle okunacak bir kitap.
416 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Ahmet Altan'ın bir çok kitabını okudum. Her kitabında olduğu gibi bunda da cinselliğe yer vermiş. İnsanoğlunun zaaflarını Tanrıyla konuşurken çok güzel bir şekilde gözler önüne sermiş. Hiç beklemediğim bir sondu çok şaşırdım. Fakat diğer kitaplarına oranla çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Oyun
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416427
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Daha orada, o anda onun en tehlikeli yanının, istediği anda şefkat uyandırabilmesi olduğunu anlamıştım. Tanrı, hep aynı emri verdi, 'Şehvetten sakının,' bu emre uyamadık, çelişkilerden hoşlanan Tanrı kendi emriyle bile çatışacak kadar güçlü bir şehvet duygusu vermişti hepimize, bu zavallı kullarından o görkemli yaratıcılığının ürünü olan şehvetle dövüşmesini istemişti, kim Tanrı’nın yarattıklarıyla baş edebilir ki, hiçbirimiz edemedik, en masumlarımız bile rüyalarında günaha bulaştı, emre uyamadık ama şehvete karşı dikkatli olmayı, şehvetle boğuşmayı, onu bastırmak için uğraşmayı, ondan kaçmaya çalışmayı öğrendik, yenilsek de zayıf bir kalkanımız, ince bir zırhımız oldu.

"Şefkat öyle değildi. Tanrı şehvetin yolunu kapatırken şefkatin yolunu sonuna kadar açmıştı, kimse şefkatin yolunda yürürken tedirgin olmaz, kuşku duymaz, kaçması gerektiğini düşünmezdi.

"Yüzündeki gizli gülümsemesinden anlaşıldığı gibi o bunu içgüdüleriyle sezmiş, Tanrı’nın yasakladığı topraklara girmek için tanrı’nın şefkatini bir 'Truva atı' gibi kullanmayı öğrenmişti, her erkek kapılarını açıp o atı gönül rahatlığıyla içeri alıyordu. Tanrı’nın söylemeye vakit bulamadığını söylemek bana düşecekti, 'Güzel kadınların uyandırdığı şefkatten korkun.'”

Kitabı okuyanlar 651 okur

  • Ali Yılmaz
  • büşra
  • Mavigibikitap
  • Cemal Kayar
  • Emine Akgül
  • Hasan Eten
  • Berlin
  • Filiz
  • Nurullah Moral
  • narinkorkut

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%14
25-34 Yaş
%29.9
35-44 Yaş
%36.4
45-54 Yaş
%13.1
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.9
Erkek
%34.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.4 (39)
9
%14.4 (23)
8
%25.6 (41)
7
%20.6 (33)
6
%6.3 (10)
5
%5 (8)
4
%0.6 (1)
3
%1.9 (3)
2
%0.6 (1)
1
%0.6 (1)