Adı:
Son Oyun
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416427
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Daha orada, o anda onun en tehlikeli yanının, istediği anda şefkat uyandırabilmesi olduğunu anlamıştım. Tanrı, hep aynı emri verdi, 'Şehvetten sakının,' bu emre uyamadık, çelişkilerden hoşlanan Tanrı kendi emriyle bile çatışacak kadar güçlü bir şehvet duygusu vermişti hepimize, bu zavallı kullarından o görkemli yaratıcılığının ürünü olan şehvetle dövüşmesini istemişti, kim Tanrı’nın yarattıklarıyla baş edebilir ki, hiçbirimiz edemedik, en masumlarımız bile rüyalarında günaha bulaştı, emre uyamadık ama şehvete karşı dikkatli olmayı, şehvetle boğuşmayı, onu bastırmak için uğraşmayı, ondan kaçmaya çalışmayı öğrendik, yenilsek de zayıf bir kalkanımız, ince bir zırhımız oldu.

"Şefkat öyle değildi. Tanrı şehvetin yolunu kapatırken şefkatin yolunu sonuna kadar açmıştı, kimse şefkatin yolunda yürürken tedirgin olmaz, kuşku duymaz, kaçması gerektiğini düşünmezdi.

"Yüzündeki gizli gülümsemesinden anlaşıldığı gibi o bunu içgüdüleriyle sezmiş, Tanrı’nın yasakladığı topraklara girmek için tanrı’nın şefkatini bir 'Truva atı' gibi kullanmayı öğrenmişti, her erkek kapılarını açıp o atı gönül rahatlığıyla içeri alıyordu. Tanrı’nın söylemeye vakit bulamadığını söylemek bana düşecekti, 'Güzel kadınların uyandırdığı şefkatten korkun.'”
Hayatı kimi zaman çok mu ciddiye alıyoruz bilinmez ama alelade bir oyun olmadığı da kesin. Yaşamda var olduğumuz süre boyunca pek çok tevafukla ya da kimine göre tesadüfle karşılaşıyoruz. İşte kitabımızın baş kahramanı da bir tesadüfler silsilesi içinde sıkışıp kaldığını ve doğduğu andan itibaren sergilediği oyunun artık sonuna geldiğini düşünen bir yazar.

Hayatında ilk kez katil olan bu yazarımız, gecenin bir vakti bir bankta oturmuş henüz işlediği cinayetin arka plânını anlatmaya başlayarak bir hikâyenin içerisine çekiyor bizleri. Katilin bilindiği ama maktulün bilinmediği esrarengiz bir hikâye...

Bir cinayetin romanını okurken pek çok farklı hayata ve olguya da dahil oluyoruz aslında. Kitapta sıkça vurgulanan iktidar ve güç olgusu bunlardan biri olarak söylenebilir. Altında hazine olduğuna inanılan bir kilise uğruna yapılan iktidar mücadeleleri yer alıyor eserde. Bu mücadelenin yanı sıra kitaba hakim olan şehvet olgusu da var. Şehvet duygusunun bir insana neler yaptırabileceği, bir insanı nelere sürükleyebileceği karşımıza çıkıyor bu satırlarda. Her zamanki gibi bu eserinde de Ahmet Altan kadın ve erkek ikilisini, özellikle de kadınları, ne kadar iyi tanıdığını bir kez daha kanıtlamak istercesine kullanmış kalemini. Bu anlamda güzel tespitler mevcut.

Tüm bunların yanı sıra yazar olan kahramanımız hikâyesini anlatırken çoğu zaman kendine engel olamayarak Tanrı ile hesaplaşmaktadır. Kimi zaman yaşadığı tüm bu olayların sebebini yaratıcıya bağlarken, kimi zaman kendi suçu olup olmadığını düşünmeden edemez. Yeri gelir o kadar öfke ile dolar ki içi Tanrı'ya meydan okur, O'nu öfkelendirmeye, kışkırtmaya çalışır ama her seferinde çaresiz kalıp hikâyesini anlatmaya devam eder. Çaresiz kalan bir insan ile Tanrı arasındaki bu çekişme bazı kısımlarını aşırı bulsam da her yönüyle ele alınıyor bu kitapta.

Eserde yer alan kahramanların hayatlarına dahil olup, bu cinayete doğrudan veya dolaylı olarak nasıl ortaklık ettiklerini okumak keyifliydi fakat kitap çokça övüldüğünden midir bilmiyorum beklentimin altında kaldı. Sonuna dek farklı şeyler olacak her an diye düşündüm ama eserin sonu da gidişatı kadar şaşırttı beni. Sanki aceleye getirilmiş ve artık bitsin denilmiş gibiydi. Son zamanlarda Altan'ın üç eserini (Kılıç Yarası Gibi, İsyan Günlerinde Aşk, Ölmek Kolaydır Sevmekten) okumuş biri olarak Son Oyun isimli bu eserin okuduğum diğer kitaplara nazaran sönük kaldığını söylemek zorundayım. Her ne kadar bu eserin Altan'ın en iyi eseri olduğu söyleniyorsa da buna kesinlikle katılmıyorum. Eserin içerisinde okuyucuyu cezbeden güzel alıntılar var fakat yukarıda bahsettiğim üç kitabın kalitesine yetişemediğini söyleyebilirim. Okumayı düşünenler için hoş bir alıntı bırakalım;

"Bir kadınla konuşmak, içi bin bir çeşit süs eşyasıyla dolu bir dükkâna girmek gibi gelir bana, o kadar değişik konuları, dedikoduları, gizli küçük kıskançlıkları, kendileriyle ilgili dertleri vardır ki almayacağın ama dokunmaktan, kaldırıp bakmaktan sıkılmayacağın küçük süs eşyalarıyla oynamaya benzer onlarla konuşmak. Zorla kendini anlatıp onları sıkmazsan saatlerce seni oyalayacak konularda konuşurlar."
Ahmet Altan’ın En Güzel Romanı


“SPOT: Ahmet Altan “Son Oyun” kitabında bir yandan derin bir aşka, bir şehvette yer verirken diğer yandan da bir topluluğun sarhoşça davranışlarını, sorumsuzluklarını ve bu sorumsuzluğun doğurduğu iktidar ve güç kavgasına yer vermektedir”.

Semih Gümüş 13.06.2016 tarihinde Radikal Kitapta yazdığı “Edebiyatın Üstüne Bas Geç” yazısında son zamanlarda popüler olan Edebiyat dergilerini eleştirirken popüler kültürün kurbanların arasında Ahmet Altan’ın da ismini de dille getirmişti. Ahmet Altan popüler kültürün kurbanlarından biri olup olmayacağını kestirmek zor olacağını düşünenlerdenim özellikle bu kitabıyla. Okuyucu, hiç olmadık zamanda hiç olmadık yerde hiç olmadık kitapları ve yazarları zirveye taşırken, zirveyi hak eden kitap ve yazarları da çok sonradan keşfedebilmektedir. Sabahattin Ali buna iyi bir örnektir. Gerçi Sabahattin Ali de artık okunmaktan çok sosyal alemde bir fotoğraf malzemesi haline geldi. O da ayrı bir hüzün edebiyat açısından.

“Son Oyun” kitabı popüler kültürün kurbanı olacağını düşünmüyorum. Zira popüler kültürde eriyip kaybolmayacak kadar kaliteli bir kitap olduğunu, günceliğini koruyacağını, hakkettiği ilgiyi bulacağını düşünüyorum. En azından böyle umut ediyorum.


Kitaba gelecek olursak; bugüne kadar okuduğum Ahmet Altan’ın en güzel kitabı olduğunu söyleyebilirim. Ahmet Altan’ın son romanı olan “Ölmek Kolaydır Sevmekten” kitabını kendi adıma beğenmediğimi de söylemek istiyorum. Yazar bu kitabını bir yazar kahramanın ağzıyla anlatmaktadır. Yazar kahramanımız yeni bir kitap yazmak için yolu bir kasabaya düşer. Kasaba deniz gören, yeşil bir yer olan kendi havaalanı da bulunan sakin bir yerdir. Yazarımız çıktığı bu yolda yeni tanıştığı Zuhal adından bir kadına da daha ilk karşılaşmada aşık olmaktadır. Belki romanın ana konusu bu olduğunu kabul etmekle beraber, romanı sadece bu konu ile sınırlamak doğru olmayacağını da söylemekte fayda var.

Yazar, çok cesur karakterler seçmiştir romanında. Bir yandan kendini Tanrıyla bütünleştirip yeri geldiğinde Tanrıya hesap sorabilirken diğer yandan olmaması gereken kişilerle olmaması gereken ilişkiler de yaşayabiliyor. Kasabanın büyük güçlerinden biri olan; varlıklı, kasaba söz sahibi olan Raci Bey’in de karısıyla aşktan ziyade şehvetin doruklarda olduğu bir ilişki içerisindedir. Yolda tanıştığı, sonradan uğruna insan öldürdüğü Zuhal de ayrıca kasabanın Belediye Başkanı olan Mustafa’nın bir zaman aşık olduğu, sonralarda Zuhal’in kendisine aşık olduğu varlıklı birinin karısı olacaktır. Yazar konuyu elle alırken şehvetin ve iktidarın insan üzerindeki etkisini de derin bir şekilde işlemiş romanında.

Kasaba halkı yazar kahramanı aralarına almak için ortak bir değer, bir nokta aramaktadır. Bir yerden sonra yazar kendisi kabul ettirmekle kalmayıp ayrıca kasabada söz sahibi de olabilmektedir. Romanın ortalarında okuduğumuz bu bölümde bir topluluğun ortak davranışlarına şahitlik ediyorsunuz ayrıca. Kasabada iktidar arayışı, iktidar kavgasıyla beraber yine kasabada taassup derecesinde bir boş inancında kol gezdiğini de göreceksiniz. Asıl iktidarın sahipliği o inancın sahipliğinden geçmektedir. Tek mutlak güç olmak isteyen Mustafa o inancın doğurduğu hırsla tüm kasabayı yeri geldiğinde karşısına alabilmektedir. Mustafa bu yolda yalnız olmadığını, kendisinin en büyük rakibi olan kasabada geniş nüfuzlu, varlıklı Raci Beyi de unutmamaktadır.

Yazar kahramanımız bir yerden bu iktidar kavgasını izlerken diğer yandan bu iki gücün kadınlarıyla derin bir aşk, derin bir şehvet yaşamaktadır. Burada çok büyük bir risk aldığının da zamanla farkına varmaktadır. Bu kavgada taraf seçmekte kahramanın zorlandığı bir diğer konudur. Bu iki güç arasında debelenip dururken ne aşktan ne de şehvettin o hazından uzak durabilmektedir. Hem belediye başkanın görüştüğü Zuhal’le hem de Raci Beyin karısı olan Kamile hanım ile görüşmeye devam etmektedir. Zuhal aşık olduğu, Kamile hanım ise sadece cinsel isteklerini tatmin eden kadın rolünü üstlenmektedir.

Ahmet Altan “Son Oyun” kitabında bir yandan derin bir aşka, bir şehvette yer verirken diğer yandan da bir topluluğun sarhoşça davranışlarını, sorumsuzluklarını ve bu sorumsuzluğun getirdiği iktidar ve güç kavgasına yer vermektedir. Kitabı okurken bugünden izler bulmakta mümkün.
“Bir sarhoş gibi her şeyi kırıp dökerek, sadece kendi iktidarını düşünerek yürüyor, dedi Raci Bey, kendinden ve iktidarından başka bir şey düşünmüyor. Kırmadığı, kızdırmadığı kendine düşman etmediği kimse kalmadı”(S.368) bu cümlelerde anlatılanlar eminim size yabancı gelmemiştir. Günümüzdeki şahsa ne kadar benziyor değil mi?

Romandaki iktidar sarhoşluğu bu günkü iktidarın verdiği sarhoşluğu, bu sarhoşluktan meydana gelen sıkıntıları özetler nitelikte. Hepimiz bu sarhoşluğun kurbanı oluyorken bazı entelektüel kesimden ve toplumun büyük bir kısmından ses çıkmamasını da bu cümleler de anlamak mümkün: “Asıl tuhaf olan bütün bu cinayetlere, insanların gittikçe daha gergin ve asabi olmasına rağmen kasabanın sakin ve huzurlu görünmesiydi”(S.150)

Zuhal, yazar kahramanın kendisini aldattığını duyunca yazar kahramandan uzaklaşıp görevinde istifa edecek olan Mustafa Bey ile daha da yakınlaşır. Kitapta Mustafa Beye aşık olduğunu da sık sık dille getirmektedir Zuhal. Zuhal şehirde yaşayan ve çalışan varlıklı biridir. Yazar kahramanımı romanını bir türlü yazamazken, birden çok kadınla olması da zaman zaman başını ağrıtmaktadır. Bu kadınlardan biri de genel evin sahibi Sümbül hanımdır. Yazar kahramanımız son kez şehvettin esiri olup, şehvette yenilip Kamile hanımın yanına giderken sonradan öğreneceği Mustafa ve Zuhal’e suikasti önlemeye çalışırken Kamile Hanımı da orada öldürür. Kitap hüzünlü bir şekilde son bulurken; bir aşkın, bir iktidar ihtirasının izlerini geride bırakmaktadır. Yazar kahramanımız şehvetti değil aşkı tercih ederken, iktidar kavgasının doğurduğu vahşeti incelerken, bu vahşet sonucunda yok olan tüm değerleri dille getirirken, bit topluluğun örgütsüzlüğünden bahsederken, bir inancının taassup taraflarını elle alırken, bu inancın getirdiği olumsuzlukları yazıya dökerken aslında bize bir topluluğun değerlerinin varlığını da tekrardan hatırlatmış oluyor.

Ahmet Altan cesur, şaşırtıcı, sorgulayıcı, şehvettin sınırlarını zorlayan, hiciv sanatını etkili kullandığı bir eser ortaya çıkarmış. Bu kitabı okurken; günümüzün temel sorunlarını, iktidar hırsını, aşkın ve şehvettin acı sonlarını, bir toplumun sorumsuzluğunu, bu sorumsuzluğun nelere mal olabileceğini tekrar tekrar sorgulayıp, sonuçları bir daha gözden geçireceksiniz. Bu kitabı okurken belli yerlerinde Yaşar Kemal’in “Teneke” kitabını da anımsayacaksınız. Her ikisini de okumanız dileğiyle.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.418 Oy)19.177 beğeni43.755 okunma3.034 alıntı184.477 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (4.950 Oy)5.629 beğeni18.585 okunma905 alıntı94.356 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (7.949 Oy)8.921 beğeni26.532 okunma2.701 alıntı115.825 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.611 Oy)8.892 beğeni28.946 okunma848 alıntı140.730 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.754 Oy)11.497 beğeni28.693 okunma1.603 alıntı150.289 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.522 Oy)7.934 beğeni21.530 okunma4.039 alıntı130.538 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.698 Oy)5.803 beğeni19.833 okunma839 alıntı102.107 gösterim
  • Serenad
    9.0/10 (5.274 Oy)5.927 beğeni15.687 okunma1.766 alıntı67.473 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.783 Oy)13.511 beğeni34.812 okunma3.456 alıntı147.261 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.622 Oy)9.125 beğeni25.550 okunma1.553 alıntı128.094 gösterim
Bulunduğunuz yerden sizi bir anda soyutlayan bi kitap,üniversite kütüphanesinde tesadüfen karşılaştığım kitabım. Benim okuduğum ilk kitabı Ahmet Altan 'ın lakin yazdığını son kitapmış :)Tesadüfen karşılaşıp bi anda biten kitaplardan ve o verdigi hazdan dolayi ayrılmaktan zorlanan bir tek ben miyim ¿
Ahmet Altan'ın bir çok kitabını okudum. Her kitabında olduğu gibi bunda da cinselliğe yer vermiş. İnsanoğlunun zaaflarını Tanrıyla konuşurken çok güzel bir şekilde gözler önüne sermiş. Hiç beklemediğim bir sondu çok şaşırdım. Fakat diğer kitaplarına oranla çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.
Kitap, her ne kadar erkeklerin şöhret ve iktidar kavgasını anlatsa da Ahmet Altan her zamanki gibi kadınları bir şekilde ön planda tutmuş onların tutkularını yine ortaya çıkarmış. Ancak kitapta tanrı ile hesaplaşmaları da çoğu yerde konunun akışını bozmuştu.
yazar,küçük bir kasaba,cinayet,aşk,tanrıyla konuşmalar...5 yıl sonra gelen kitap beni biraz hayal kırıklığına uğrattı..kitaptaki tek ilgiyle okuduğum bölümler "tanrıyla konuşmalar" oldu..
Ahmet Altan'ın okuduğum ilk kitabı..
Cümlelerini edebiyata kul köle ettirebilme yeteneğini günlük gazete yazılarında farkettim.
Bu kitabınsa kurgusunu beğenemedim.
Fakat Ahmet Altan'ın edebiliği yine zirvelerdeyi.
Kütüphanede bir öneri sonucu aldım. Kitap psikolojik tahliller ve yaşam sorgularıyla dolu. Tam aradığım tarzda olmasa da hayata dair güzel tahliller içeriyor. Okunmaya değer ve akıcı nitelikte. Kurgular gerçekçi olmakla beraber, yaşama dair ince ayrıntılar içeriyor. Kitap başından sonuna dek okura ve Tanrıya hitab ediyor. Okuduğunuzda belki hayatı fazlasıyla sorguladığını düşünebilirsiniz ama kurgudan kopmadıysanız yazara hak verirsiniz. Nice yıllar, Nice kitaplar ;)
Uykumu uğrunda feda ettiğim nadir kitaplardan.
Hikaye öyle sürükleyici ve öyle içten anlatılmış ki, kapağı kapattığınız an rüyanın en güzel yerinde uyanacakmışsınız ve tekrar uyuduğunuzda kaldığınız yerden devam edemeyecekmişsiniz gibi, bırakmak mümkün değil.
Muhakkak, ama muhakkak okuyun.
Naçizane tavsiyemdir.
Ahmet Altan'ın gerçekten insanları iyi analiz yaptığı harika kitaplardan biri.Bu kitapta aslında insanların içinde bambaşka biri oldugu ve görünen yüzünden bambaşka bir karakter olan bu görünmeyen yüzün asıl kişiliğinin olduğunu anlatıyor.Ve hayatın aslında bizim tercihlerinizi çok tesadüfler silsilesi olduğunu bize gösteriyor.
Yazarın okuduğum 2. Kitabıydı ama bütün kitaplarını bir çırpıda okuyacağıma eminim . Akıcılığı ve kendi içine çekmesi fevkalade. Şu an bittiği için hüzünlüyüm. Gerçekten bu kurgu bitmeseydi keşke hatta 2.si falan yazılsa hiç fena olmaz :)
"Onu bir oyuna çevirmezsen hayat nedir ki, koca bir can sıkıntısından başka?"
Ahmet Altan
Sayfa 66 - Everest Yayınları
Kötülüğü benden iyi biliyorsun.
Ama beni cezalandırıyorsun.
Kötü olduğum için değil, kötülüğü sorguladığım için cezalandırılıyorum üstelik de.
Kitapların da kendi mucizesi vardı. Yazanla okuyan arasında çok kuvvetli bir bağ oluşturabiliyordu...
İkilem dedikleri herhalde böyle bir şeydi. Birlikte var olamayacak iki ayrı şeyi sevmek, iki ayrı şeyi istemek.
Bir kadınla konuşmak,içi binbir çeşit süs eşyasıyla dolu bir dükkana girmek gibi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Son Oyun
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416427
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Daha orada, o anda onun en tehlikeli yanının, istediği anda şefkat uyandırabilmesi olduğunu anlamıştım. Tanrı, hep aynı emri verdi, 'Şehvetten sakının,' bu emre uyamadık, çelişkilerden hoşlanan Tanrı kendi emriyle bile çatışacak kadar güçlü bir şehvet duygusu vermişti hepimize, bu zavallı kullarından o görkemli yaratıcılığının ürünü olan şehvetle dövüşmesini istemişti, kim Tanrı’nın yarattıklarıyla baş edebilir ki, hiçbirimiz edemedik, en masumlarımız bile rüyalarında günaha bulaştı, emre uyamadık ama şehvete karşı dikkatli olmayı, şehvetle boğuşmayı, onu bastırmak için uğraşmayı, ondan kaçmaya çalışmayı öğrendik, yenilsek de zayıf bir kalkanımız, ince bir zırhımız oldu.

"Şefkat öyle değildi. Tanrı şehvetin yolunu kapatırken şefkatin yolunu sonuna kadar açmıştı, kimse şefkatin yolunda yürürken tedirgin olmaz, kuşku duymaz, kaçması gerektiğini düşünmezdi.

"Yüzündeki gizli gülümsemesinden anlaşıldığı gibi o bunu içgüdüleriyle sezmiş, Tanrı’nın yasakladığı topraklara girmek için tanrı’nın şefkatini bir 'Truva atı' gibi kullanmayı öğrenmişti, her erkek kapılarını açıp o atı gönül rahatlığıyla içeri alıyordu. Tanrı’nın söylemeye vakit bulamadığını söylemek bana düşecekti, 'Güzel kadınların uyandırdığı şefkatten korkun.'”

Kitabı okuyanlar 273 okur

  • Şeyma Uysal
  • Güngör Mert
  • Merve Çaypınar
  • Hilal efe
  • Çağatay Göktuğ Polat
  • Gülsüm Şentürk
  • Burhan Saydut
  • Nagihan Biçmen
  • Burcu Soybay
  • Çiğdem Yağıci

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%14
25-34 Yaş
%29.9
35-44 Yaş
%36.4
45-54 Yaş
%13.1
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.9
Erkek
%34.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.4 (19)
9
%9.7 (7)
8
%23.6 (17)
7
%23.6 (17)
6
%9.7 (7)
5
%2.8 (2)
4
%1.4 (1)
3
%1.4 (1)
2
%0
1
%1.4 (1)