Bülent Erkmen

Bülent Erkmen

YazarTasarımcı
7.9/10
224 Kişi
·
926
Okunma
·
2
Beğeni
·
123
Gösterim
Adı:
Bülent Erkmen
Unvan:
Tasarımcı
Doğum:
Mart 1947
Mart 1947’de doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (DGSA) Grafik Bölümü’nü bitirdi (1972). DGSA Devlet Film Arşivi Genel Sekreterliği (1970), Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğretim görevliliği (1976), DGSA Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu Grafik Tasarım Bölüm Başkanlığı yaptı. 1980’de kurulan “Reklamevi”nin kurucu ortakları arasında yer aldı. 1995’te BEK Tasarım ve Danışmalık Ltd’yi kurdu.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
416 syf.
·17 günde·Beğendi·7/10 puan
Kitap 410 sayfa, özel durumlar ve hasta babamda olunca okumak uzun sürdü.. Tabi yılmadan okumaya devam etttim..
Kitap bir yazarın bir kasabaya gelmesi ve oraya yerleşmesiyle ve kasaba halkı ile belediye başkanı arasında devam eden bir takım sorunları anlatıyor...

Ve yazarında (romanda adı geçen yazar) "Bilmediğim Yolları severim. Kaybolma ihtimali yüksektir. Her maceraya açıktır. Sonunda yolu bulursun. Bazen de bulamazsın, macera sandığından uzun sürer." bu sözleriyle macerayı sevmesi sonucu oldukça sürükleyici bir duruma geliyor olaylar.
Bu arada biraz cinsellik içeriyor...
416 syf.
·5 günde·7/10 puan
Hayatı kimi zaman çok mu ciddiye alıyoruz bilinmez ama alelade bir oyun olmadığı da kesin. Yaşamda var olduğumuz süre boyunca pek çok tevafukla ya da kimine göre tesadüfle karşılaşıyoruz. İşte kitabımızın baş kahramanı da bir tesadüfler silsilesi içinde sıkışıp kaldığını ve doğduğu andan itibaren sergilediği oyunun artık sonuna geldiğini düşünen bir yazar.

Hayatında ilk kez katil olan bu yazarımız, gecenin bir vakti bir bankta oturmuş henüz işlediği cinayetin arka plânını anlatmaya başlayarak bir hikâyenin içerisine çekiyor bizleri. Katilin bilindiği ama maktulün bilinmediği esrarengiz bir hikâye...

Bir cinayetin romanını okurken pek çok farklı hayata ve olguya da dahil oluyoruz aslında. Kitapta sıkça vurgulanan iktidar ve güç olgusu bunlardan biri olarak söylenebilir. Altında hazine olduğuna inanılan bir kilise uğruna yapılan iktidar mücadeleleri yer alıyor eserde. Bu mücadelenin yanı sıra kitaba hakim olan şehvet olgusu da var. Şehvet duygusunun bir insana neler yaptırabileceği, bir insanı nelere sürükleyebileceği karşımıza çıkıyor bu satırlarda. Her zamanki gibi bu eserinde de Ahmet Altan kadın ve erkek ikilisini, özellikle de kadınları, ne kadar iyi tanıdığını bir kez daha kanıtlamak istercesine kullanmış kalemini. Bu anlamda güzel tespitler mevcut.

Tüm bunların yanı sıra yazar olan kahramanımız hikâyesini anlatırken çoğu zaman kendine engel olamayarak Tanrı ile hesaplaşmaktadır. Kimi zaman yaşadığı tüm bu olayların sebebini yaratıcıya bağlarken, kimi zaman kendi suçu olup olmadığını düşünmeden edemez. Yeri gelir o kadar öfke ile dolar ki içi Tanrı'ya meydan okur, O'nu öfkelendirmeye, kışkırtmaya çalışır ama her seferinde çaresiz kalıp hikâyesini anlatmaya devam eder. Çaresiz kalan bir insan ile Tanrı arasındaki bu çekişme bazı kısımlarını aşırı bulsam da her yönüyle ele alınıyor bu kitapta.

Eserde yer alan kahramanların hayatlarına dahil olup, bu cinayete doğrudan veya dolaylı olarak nasıl ortaklık ettiklerini okumak keyifliydi fakat kitap çokça övüldüğünden midir bilmiyorum beklentimin altında kaldı. Sonuna dek farklı şeyler olacak her an diye düşündüm ama eserin sonu da gidişatı kadar şaşırttı beni. Sanki aceleye getirilmiş ve artık bitsin denilmiş gibiydi. Son zamanlarda Altan'ın üç eserini (Kılıç Yarası Gibi, İsyan Günlerinde Aşk, Ölmek Kolaydır Sevmekten) okumuş biri olarak Son Oyun isimli bu eserin okuduğum diğer kitaplara nazaran sönük kaldığını söylemek zorundayım. Her ne kadar bu eserin Altan'ın en iyi eseri olduğu söyleniyorsa da buna kesinlikle katılmıyorum. Eserin içerisinde okuyucuyu cezbeden güzel alıntılar var fakat yukarıda bahsettiğim üç kitabın kalitesine yetişemediğini söyleyebilirim. Okumayı düşünenler için hoş bir alıntı bırakalım;

"Bir kadınla konuşmak, içi bin bir çeşit süs eşyasıyla dolu bir dükkâna girmek gibi gelir bana, o kadar değişik konuları, dedikoduları, gizli küçük kıskançlıkları, kendileriyle ilgili dertleri vardır ki almayacağın ama dokunmaktan, kaldırıp bakmaktan sıkılmayacağın küçük süs eşyalarıyla oynamaya benzer onlarla konuşmak. Zorla kendini anlatıp onları sıkmazsan saatlerce seni oyalayacak konularda konuşurlar."
416 syf.
·7/10 puan
Deniz kenarında küçük bir kasabaya gelen bir yazar...
Yazarın ismini hiç öğrenemiyoruz...
Çevresinde çok insan var özellikle de çok kadın...
Kasabadaki insanlar ve belediye başkanı arasında hep bir güç yarışı...
Sokaklarda işlenen cinayetler,Tutarsız birliktelikler...
Heran herkes biriyle cinsel anlamda beraberliğe müsait...
.
Ahmet Altan kitaplarını severim, ilginç kurgusu. Anlatımını da severim , heyecanınızı hep taze tutar.
Cinselliği yazmayı çok sever ve kitaplarında hep yoğun bir halde yer verir.
Yine cinsellik ve buna dair düşünceler vardı. Ama rahatsız etmiyor, mide bulandırmıyor.
Yine de ilişkiler gerçekten sorunlu ve dengesizdi.
Cinselliktense sevgi galip gelsin isterdim.
.
Ne olacak düşüncesi kitabı aklınızda hep canlı tutuyor.
Sonu şaşırtıcı, kitabın başında yazarın başı belada ve sebebini sonunda öğreniyorsunuz.
Akıcı, heyecanlı ve farklı bir kitaptı
416 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Ahmet Altan’ın En Güzel Romanı


“SPOT: Ahmet Altan “Son Oyun” kitabında bir yandan derin bir aşka, bir şehvette yer verirken diğer yandan da bir topluluğun sarhoşça davranışlarını, sorumsuzluklarını ve bu sorumsuzluğun doğurduğu iktidar ve güç kavgasına yer vermektedir”.

Semih Gümüş 13.06.2016 tarihinde Radikal Kitapta yazdığı “Edebiyatın Üstüne Bas Geç” yazısında son zamanlarda popüler olan Edebiyat dergilerini eleştirirken popüler kültürün kurbanların arasında Ahmet Altan’ın da ismini de dille getirmişti. Ahmet Altan popüler kültürün kurbanlarından biri olup olmayacağını kestirmek zor olacağını düşünenlerdenim özellikle bu kitabıyla. Okuyucu, hiç olmadık zamanda hiç olmadık yerde hiç olmadık kitapları ve yazarları zirveye taşırken, zirveyi hak eden kitap ve yazarları da çok sonradan keşfedebilmektedir. Sabahattin Ali buna iyi bir örnektir. Gerçi Sabahattin Ali de artık okunmaktan çok sosyal alemde bir fotoğraf malzemesi haline geldi. O da ayrı bir hüzün edebiyat açısından.

“Son Oyun” kitabı popüler kültürün kurbanı olacağını düşünmüyorum. Zira popüler kültürde eriyip kaybolmayacak kadar kaliteli bir kitap olduğunu, günceliğini koruyacağını, hakkettiği ilgiyi bulacağını düşünüyorum. En azından böyle umut ediyorum.


Kitaba gelecek olursak; bugüne kadar okuduğum Ahmet Altan’ın en güzel kitabı olduğunu söyleyebilirim. Ahmet Altan’ın son romanı olan “Ölmek Kolaydır Sevmekten” kitabını kendi adıma beğenmediğimi de söylemek istiyorum. Yazar bu kitabını bir yazar kahramanın ağzıyla anlatmaktadır. Yazar kahramanımız yeni bir kitap yazmak için yolu bir kasabaya düşer. Kasaba deniz gören, yeşil bir yer olan kendi havaalanı da bulunan sakin bir yerdir. Yazarımız çıktığı bu yolda yeni tanıştığı Zuhal adından bir kadına da daha ilk karşılaşmada aşık olmaktadır. Belki romanın ana konusu bu olduğunu kabul etmekle beraber, romanı sadece bu konu ile sınırlamak doğru olmayacağını da söylemekte fayda var.

Yazar, çok cesur karakterler seçmiştir romanında. Bir yandan kendini Tanrıyla bütünleştirip yeri geldiğinde Tanrıya hesap sorabilirken diğer yandan olmaması gereken kişilerle olmaması gereken ilişkiler de yaşayabiliyor. Kasabanın büyük güçlerinden biri olan; varlıklı, kasaba söz sahibi olan Raci Bey’in de karısıyla aşktan ziyade şehvetin doruklarda olduğu bir ilişki içerisindedir. Yolda tanıştığı, sonradan uğruna insan öldürdüğü Zuhal de ayrıca kasabanın Belediye Başkanı olan Mustafa’nın bir zaman aşık olduğu, sonralarda Zuhal’in kendisine aşık olduğu varlıklı birinin karısı olacaktır. Yazar konuyu elle alırken şehvetin ve iktidarın insan üzerindeki etkisini de derin bir şekilde işlemiş romanında.

Kasaba halkı yazar kahramanı aralarına almak için ortak bir değer, bir nokta aramaktadır. Bir yerden sonra yazar kendisi kabul ettirmekle kalmayıp ayrıca kasabada söz sahibi de olabilmektedir. Romanın ortalarında okuduğumuz bu bölümde bir topluluğun ortak davranışlarına şahitlik ediyorsunuz ayrıca. Kasabada iktidar arayışı, iktidar kavgasıyla beraber yine kasabada taassup derecesinde bir boş inancında kol gezdiğini de göreceksiniz. Asıl iktidarın sahipliği o inancın sahipliğinden geçmektedir. Tek mutlak güç olmak isteyen Mustafa o inancın doğurduğu hırsla tüm kasabayı yeri geldiğinde karşısına alabilmektedir. Mustafa bu yolda yalnız olmadığını, kendisinin en büyük rakibi olan kasabada geniş nüfuzlu, varlıklı Raci Beyi de unutmamaktadır.

Yazar kahramanımız bir yerden bu iktidar kavgasını izlerken diğer yandan bu iki gücün kadınlarıyla derin bir aşk, derin bir şehvet yaşamaktadır. Burada çok büyük bir risk aldığının da zamanla farkına varmaktadır. Bu kavgada taraf seçmekte kahramanın zorlandığı bir diğer konudur. Bu iki güç arasında debelenip dururken ne aşktan ne de şehvettin o hazından uzak durabilmektedir. Hem belediye başkanın görüştüğü Zuhal’le hem de Raci Beyin karısı olan Kamile hanım ile görüşmeye devam etmektedir. Zuhal aşık olduğu, Kamile hanım ise sadece cinsel isteklerini tatmin eden kadın rolünü üstlenmektedir.

Ahmet Altan “Son Oyun” kitabında bir yandan derin bir aşka, bir şehvette yer verirken diğer yandan da bir topluluğun sarhoşça davranışlarını, sorumsuzluklarını ve bu sorumsuzluğun getirdiği iktidar ve güç kavgasına yer vermektedir. Kitabı okurken bugünden izler bulmakta mümkün.
“Bir sarhoş gibi her şeyi kırıp dökerek, sadece kendi iktidarını düşünerek yürüyor, dedi Raci Bey, kendinden ve iktidarından başka bir şey düşünmüyor. Kırmadığı, kızdırmadığı kendine düşman etmediği kimse kalmadı”(S.368) bu cümlelerde anlatılanlar eminim size yabancı gelmemiştir. Günümüzdeki şahsa ne kadar benziyor değil mi?

Romandaki iktidar sarhoşluğu bu günkü iktidarın verdiği sarhoşluğu, bu sarhoşluktan meydana gelen sıkıntıları özetler nitelikte. Hepimiz bu sarhoşluğun kurbanı oluyorken bazı entelektüel kesimden ve toplumun büyük bir kısmından ses çıkmamasını da bu cümleler de anlamak mümkün: “Asıl tuhaf olan bütün bu cinayetlere, insanların gittikçe daha gergin ve asabi olmasına rağmen kasabanın sakin ve huzurlu görünmesiydi”(S.150)

Zuhal, yazar kahramanın kendisini aldattığını duyunca yazar kahramandan uzaklaşıp görevinde istifa edecek olan Mustafa Bey ile daha da yakınlaşır. Kitapta Mustafa Beye aşık olduğunu da sık sık dille getirmektedir Zuhal. Zuhal şehirde yaşayan ve çalışan varlıklı biridir. Yazar kahramanımı romanını bir türlü yazamazken, birden çok kadınla olması da zaman zaman başını ağrıtmaktadır. Bu kadınlardan biri de genel evin sahibi Sümbül hanımdır. Yazar kahramanımız son kez şehvettin esiri olup, şehvette yenilip Kamile hanımın yanına giderken sonradan öğreneceği Mustafa ve Zuhal’e suikasti önlemeye çalışırken Kamile Hanımı da orada öldürür. Kitap hüzünlü bir şekilde son bulurken; bir aşkın, bir iktidar ihtirasının izlerini geride bırakmaktadır. Yazar kahramanımız şehvetti değil aşkı tercih ederken, iktidar kavgasının doğurduğu vahşeti incelerken, bu vahşet sonucunda yok olan tüm değerleri dille getirirken, bit topluluğun örgütsüzlüğünden bahsederken, bir inancının taassup taraflarını elle alırken, bu inancın getirdiği olumsuzlukları yazıya dökerken aslında bize bir topluluğun değerlerinin varlığını da tekrardan hatırlatmış oluyor.

Ahmet Altan cesur, şaşırtıcı, sorgulayıcı, şehvettin sınırlarını zorlayan, hiciv sanatını etkili kullandığı bir eser ortaya çıkarmış. Bu kitabı okurken; günümüzün temel sorunlarını, iktidar hırsını, aşkın ve şehvettin acı sonlarını, bir toplumun sorumsuzluğunu, bu sorumsuzluğun nelere mal olabileceğini tekrar tekrar sorgulayıp, sonuçları bir daha gözden geçireceksiniz. Bu kitabı okurken belli yerlerinde Yaşar Kemal’in “Teneke” kitabını da anımsayacaksınız. Her ikisini de okumanız dileğiyle.
208 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın kariyerini bir süreç halinde takip etmek çok aydınlatıcı oldu. Müthiş bir emek ürünü, başarılı bir biyografi. Şiddetle tavsiye ederim.
124 syf.
·7/10 puan
Herkese Merhaba
Bugün masal derlemeleriyle karşınızdayım.

Aleksandr Afanasyev... Grimm Kardeşler ve Hans Christian Andersen ile birlikte 19.yüzyılın en önemli halk masalları derleyicilerinden biri olarak kabul edilmekte.

Afanasyev'in geniş Rusya coğrafyasında köy köy, kasaba kasaba gezerek topladığı 600'den fazla halk masalı, Rus halkının ruhuna ışık tutmuştur.

1855-1864 yılları arasında yayınlananan "Rus Halk Masalları" adlı görkemli eserde yer alan 10 adet masal, bu kitabın 1.cildini oluşturmakta.

Hepinize keyifli okumalar
416 syf.
Anlatımın oldukça akıcı, olaylar arasında bağlantının güçlü olduğu bu romanda:


Anne, baba ve eşini ayrı ayrı trafik kazasında yitiren bir yazarın, bir cinayet romanı yazmak için gittiği kasabada başından geçenler anlatılır.

Kasaba, sürekli cinayetlerin işlendiği, tepesinde bulunan kiliseyi Hz İsa'nın havarilerinin yaptırdığı, Hz İsa'nın bedenini kaçırılıp bu kiliseye gömüldüğü, Kilisenin çevresinde gömütün içinde altınların bulunduğu söylencelerle çalkalanan bir yerdir.

Yazar, kısa süre içinde bu kasabanın bir parçası haline gelir ve benimsenir. Güç odakları(Mustafa,Zakkum - Muhacir, Raci) ile yakın arkadaşlık kurmayı başarır.

Amaç bir cinayet romanı yazmak gibi görünse de aslında insanın varoluşunu sorgulayan, bu varoluşun sebebi olarak görülen "Tanrı'yla hesaplaşmalar" ve kader anlayışına karşı tutum romanı bambaşka bir boyuta taşır.

Sonuç olarak cinayet romanı yazmak için gidilen kasabada yazar, bir cinayete sebep olur...

Okumanız salık verilir
416 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi·Ne Okusam'dan
Ahmet Altan geçmişi, hataları, kimliği ne olursa olsun bir edebiyatçı, romancı olarak o kadar yetenekli ki onu gözardı etmek mümkün değil. Bu romanını da kendisinden beklentilerim yüksek olmasına rağmen çok başarılı buldum. Bir kadın olarak yaşadığım karmaşık duygu durumlarını bir erkeğin bu kadar isabetli kavrayabilmesi gerçekten şaşırtıcı. Kadınlar olarak o kadar alışığız ki “net konuş ne diyorsun”, “ne istiyorsun benden söyle yapayım”, “niye düştü şimdi suratın” tepkilerini duymaya Ahmet Altan okudukça rahatlıyorum. Sorun bizde değil. Bizi anlamak için dinlemeyen, kafa yormayan ya da en azından açıp Ahmet Altan okumayan erkeklerde sorun.
408 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitapta bir çok konu var aslinda ele alınan. Tanrı ile iç hesaplaşma, kadın-erkek ilişkileri, güç-iktidar çatışmaları...daha bir çok sey sayılabilir. Çok sevdim ve böyle bitmesini hiç istemezdim.
416 syf.
Ahmet Altan kimliği ne olursa olsun bir edebiyatçı, romancı.
Son Oyun Ahmet Altan'ın en başarılı ikinci romanı bence.
Tanrı ile iç hesaplaşma, kadın-erkek ilişkileri ve elbette çatışmalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Bülent Erkmen
Unvan:
Tasarımcı
Doğum:
Mart 1947
Mart 1947’de doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (DGSA) Grafik Bölümü’nü bitirdi (1972). DGSA Devlet Film Arşivi Genel Sekreterliği (1970), Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğretim görevliliği (1976), DGSA Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu Grafik Tasarım Bölüm Başkanlığı yaptı. 1980’de kurulan “Reklamevi”nin kurucu ortakları arasında yer aldı. 1995’te BEK Tasarım ve Danışmalık Ltd’yi kurdu.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 926 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 207 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.