Xatırxwestın

Xatırxwestın
@leotheafrican
En genel anlamdaki yeterli neden ilkesinin (nedensellik il­kesi, onun özel bir uygulamasıdır) hem ideal varlık, hem de real varlıkla bağlantısı vardır; var olan her şeyde, bir varlık temelinin bulunması gerekir. Var olan her şeyde birbirinden- çıkma ve birbirini-içerme niteliği vardır. Şeyler, birbirinden koparılmış, kendi başına ve bağımsız değildirler; şeyler, birbi­rini “etkiler” ve yönetir. Çoğu kez bir şey başka bir şeyin zo­runlu sonucu olur. Örneğin, bir üçgenin kenarlarıyla açılan arasında ya da (real varlık alanında) nesnelerin birbirini karşı­lıklı çekmesinde böyle bir ilişki vardır. Bu temel-olay, ontolojik ifade edildi ve kendisine “koherens ilkesi” (Akos von Pauler) ya da “bağlantı ilkesi” adı verildi. Bu ilke, şunu gösterir: Her var olan şey, diğer bütün var olan şeylerle bağlantılıdır. Bu bağlan­tının neden-etki arasındaki ya da bir bütünün parçaları ara­sındaki ilişkide olduğu gibi, daima olumlu bir bağlılık ilişkisi ol­ması gerekmez. Tersine, benzerlik ve eşitlik, hattâ başkalık ve karşıtlık (yani, bir şeyi başka bir şeyden ayıran her şey) bu il­keye dahildir; çünkü başka şeylere karşı tümden ilgisiz olmak demek olan soyutlanmaya karşılık, bir şeyi başka bir şeyden ayırmak, birbiriyle ilişkide bulunanları saptamanın bir türüdür.
Sayfa 104 - DOĞUBATI Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
amanımızın felsefesi süjenin, bilincin formlarıyla işlevlerinin çözümlenmesinden, yeniden şeylerin, doğanın ve tarihin ve böylece de genellikle varlığın ele alınmasına geçti. Bu yöneliş, özellikle Almanya’nın günümüz felsefesi için geçerlidir. Daha önce Nicolai Hartmann’ın on­tolojiyle ilgili olan yapıtlarını, Martin Heidegger’in ontoloji karaştırmalarını (insan varlığını kalkış noktası olarak ele alan bir “temel ontoloji” tasarısı) ve Günther Jacoby’nin “gerçekliğin genel ontolojisi”nden söz etmiştim. Fakat bu ontoloji, Kant’tan önceki ontolojiden tümüyle başka bir yolda yürür. Kant’tan önceki ontoloji, var olanın temel tarzlarıyla, temel yapısına sadece kavramları çözümlemekle varmak istiyordu. Bu konuda şöyle bir sanı vardı: Bizim kavramlarımız, var olanla, var olabi­len şeylerin genel olan özünü kendilerinde taşırlar. Varlık hak­kında açık bir bilgiye erişmek için, kavramların çözümlenmesi, onların en son öğelerine ayrılması gerekir. Fakat aslında dü­şünmenin eski bir geleneğinden kaynaklanan bu kavramlar, daima iyice incelenmemiş, hakkında bir hesap verilmemiş, ol­duğu gibi alınmış birçok teoriyi birlikte taşır. Bu, ontolojinin gelişmesinin duraklamasına neden oldu. “Salt aklın” kavram­larından kalkan bir ontoloji, Kant’ın haklı hücumlarına uğradı ve onun tarafından yadsındı. Bu eski ontolojinin tersine hareket eden bugünün ontolojisi şöyle bir yol izliyor: Bütün kavramlar, bize verilen şeylerle, fenomenlerle karşılaştırılmalı ve yapılan çözümlemeler doğrudan doğruya gösterilebilen şeylere dayan­malıdır. Kant’tan önceki ontolojide, mantıksal ve deduktif ola­nın kuşku götürür üstünlüğüne karşılık, günümüzün düşünür­leri -her birisi kendi tarzında- deneyim ve fenomenlerle sıkı bir bağlılık içinde kalmaya önem veriyorlar. İmdi bu “ilk felsefe” (ontoloji), “varlık”tan
Sayfa 105 - DOĞUBATI Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
Burada çok kolay olarak apaçıkmış gibi kabul edilebilen dikkate değer bir nokta meydana çıkıyor: İdeal kuruluşlar, sa­dece kendi kendileri için geçerliliği olan ve bizim için sadece araştırma konusu olabilen şeyler değildirler; onlar bizim algıla­dığımız dünyanın real kuruluşlarını ve real olaylarını yönetir vedüzenlerler. Fakat, onların hepsi böyle değildir. Ancak ilk kez fiziksel, astronomik, kimyasal deney, bize sayısız kuruluşlardan ve işlevlerden hangisinin real alanda bir rol oynadığını götse- rebilir. Örneğin konik kesitler ve bunlara uygun olan işlevler,gökyüzündeki cisimlerin devinimlerinde ya da atılan bir şeyin hareketinde çok önemli rol oynar; fakat matematik bakımından kuşkusuz daha az ilgi çekici olmayan başka eğriler ve işlevler bir rol oynamaz. Denebilir ki, matematik ideal bilimler, bize içinde realite karakterlerini düşünebileceğimiz geniş bir olanaklar alanı sağlıyorlar. Fakat bu olanakların ancak küçük bir bölümü, bize deneyim yoluyla verilen şeylerde gerçekleşebili­yorlar. Halbuki real alanda ideal kuruluşa uygun gelen bir şey bulunduğu zaman (örneğin, gezegenlerin yollarının, elips şek­linde olması gibi) matematiksel işlemler, o şeyi kesin bir şekilde belirliyor; bu işlemler, artık ortadan kaldırılamıyor, kesintiye uğramıyor; -olsa olsa gizlenen olay, başka bir etkiyle, bu etki­nin matematik yasası ile karşılaşabilir. Böylece real olan her şey, ideal alan tarafından yönetilmekte ve onun tarafından taşınmaktadır; real olan her şey, ideal bilimin kendisi için tanı­dığı ve aydınlattığı mekân yapılarıyla, sayı ve işlev yapılarına göre kurulmuştur. Bu, burada var olan, bize ve bizim düşün­memize bağlı olmadan var olan bir şeyin söz konusu olduğunu göstermektedir. İdeal var olan, kendi alanı yahut sferi dışında bulunan real varlığı, yani sıradan
Sayfa 104 - DOĞUBATI Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
İdeal Bilimler ve Realite Bilgisi
İdeal bilimlerin bu “kuruluşlarında”, bu objelerinde, bizim ruh­sal eylemimizin ya da düşünmemizin ürünü olan şeylerin değil, bir tür varlığın söz konusu olduğunu başka bir olgu daha gös­terecektir. Bu olgunun da ayrıca büyük önemi vardır. Bu tür varlığın bir esas örneği olarak ele aldığımız matematik kuru­luşlar ve yasalar, kendi kendine var olan, kendi özel alanında kapalı kalan, başkaca hiçbir anlam taşımayan şeyler değildirler. Matematik kuruluşlar ve yasalar, insan aklının onlara karşı bir ilgi gösterdiği zaman kendileriyle uğraşabileceği fakat bu ilgi alanının dışında hiçbir anlamı olmayan objeler değildirler ki, onlarla uğraşmak yararsız ve boş bir iş olsun. Tersine, bu ku­ruluşlar ve yasalar, bir yandan gerçek olayları ve kuruluşları yönetirler, tayin ederler, öte yandan bize real olarak verilen şeylere, deneyim dünyasına, araştırmalarımızın işleyip girmesi­ne yardım ederler. Böylece real bilimler, özellikle doğa bilim­leri, real dünyanın yasalarını bulurlar, bu yasalarda da ideal ku­ruluşlar gerçekleşirler. Galilei, kurduğu “yeni bilimin” (mekaniğin) prog­ramını şu ünlü cümlesiyle dile getirdi: “Doğanın kitabı mate­matik harflerle yazılmıştır”. Tanrı’nın bilgeliğini, bu kitap da kutsal kitaplar kadar açıklar. Biz doğanın bu kitabında yazılı olan matematik harfleri okumaya çalışmalıyız.
Sayfa 101 - DOĞUBATI Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
Bilimlerin Gruplara Ayrılması
Felsefe tari­hinde “değişmez” teriminin anlamlarından biri diğeriyle birleş­tirildi: Zamanla ilgisi olmayan şeyler, bağlılıklar ve bunlardan söz eden bütün ilkeler zamandışı varolan, zaman-üstü olan tan­rısal ölümsüz varlıkla bir tutuldu. Fakat asıl sorun şudur: Aca­ba bu iki ayrı şeyi birleştirmek, bir saymak doğru mudur? Bu­nu yapmaya hakkımız var mıdır? Burada zamana bağlı olmayan bir şeyin araştırma objesi olarak incelemelerimizden önce var olması, bu objeyi içinde bulunduğu bağlılıklar bakımından doğru kavra­mak için düşüncelerimizin ona yönelmesi gerekir. Buradaki düşünceler, asla isteğe göre değildirler; eğer düşüncelerin bir bilgi sağlaması gerekiyorsa, o zaman onların ilgili oldukları şe­ye uygun gelmeleri, onu bize yansıtmaları gerekir. Bunu Orta Çağ felsefesi şöyle dile getirir: Adaeçuatio intellectus ad rem. Aklın nesneye uygunluğu. İşte manevi bilimler bütün bu şeylerden söz ederler.Bu alanlarda düşünsel başarılar, kuruluşlar ve varlık şekilleri söz konusudur. İnsan hayatının şekil ve düzen kazanması için bu kuruluşların ve varlık şekillerinin hepsinin birbirleri için ve her birisinin kendisi için bir önemi ve anlamı vardır. Bu alanda, hayat için amaç ya da hayatın amaçlarına araç olarak tasar­lanması, yaratılması gereken kuruluşlar söz konusudur. Bu ne­denle manevi bilimlerin asıl ödevi, neden ve etki ilişkilerinden kalkarak bir şeyi “açıklamak” değil, onu “anlamak”tır. Dil ve hukuk şekilleri, devlet biçimleri ve dinsel kurumlar, anlamlı kuruluşlardır. Bu anlamlı kuruluşlarda hak, güzellik, yararlı ol­ma, kutsallık gibi değerler gerçekleşmiştir. Bu gibi anlamlı ku­ruluşların “anlaşılması” gerekir. Bu kuruluşların zamanın belli bir noktasında meydana çıkmasını “açıklamak” için bizde bü­yük bir merak vardır. Belli bir hayatın anlatımı olan bir dilin, bir
Sayfa 98 - DOĞUBATI Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe