Türk edebiyatının özgün ve usta kalemlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir, deneme, öykü ve roman gibi çeşitli edebî türlerde eser verir. İnsan ve medeniyet üzerine geliştirdiği düşünceleri, geçmişten gelen Türk kültürüne ve musikiye verdiği önem, Batı – Doğu çatışmasında ortaya koyduğu sentez önerileri ve zamanı parçalanamayan bir bütün olarak gördüğü felsefî düşüncesi onun akla ilk gelen özgün yanlarıdır. Aldığı üniversite eğitimi ve bu alandaki hocalık vasfı ile yazar olmanın yanında Türk edebiyatı alanında akademisyen ve teorisyen sıfatları ile de adından söz ettirir. Örneğin 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi başlığını taşıyan eseri, bu alandaki en yetkin, özgün ve sıra dışı örneklerden biridir. Nitekim eser, günümüzde de hâlâ akademide okutulan başlıca ders kitaplarından olma özelliğini korur. Ne var ki Tanpınar, edebiyat çevrelerinde “sükût suikastı” olarak nitelendirilen üzerinde yeterince durulmama, adından ve eserlerinden bahsedilmeme akıbetine uğrayan bir yazardır.
Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın nehir roman olarak tasarladığı roman dizisinin üçüncü kitabıdır. Nehir roman kavramı, bir toplumun hayatındaki önemli tarihi dönemleri farklı romanlarda ele alan ve sırasıyla okunduğunda söz konusu dönemleri okura bir bütün olarak görme şansı veren roman dizisi olarak tanımlanabilir. Nehir roman serisinin ilk romanı olan Mahur Beste’de Abdülhamit devri, serinin ikinci romanı olan Sahnenin Dışındakiler'de ise Kurtuluş Savaşı dönemi ele alınır. 1948 yılında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildikten sonra 1949 yılında kitap olarak basılan Huzur da İkinci Dünya Savaşı’nın ilanından önceki yirmi dört saatlik sürede geçer. Tanpınar’ın dizinin dördüncü romanı olarak tasarladığı Suat’ın Mektubu, yazarın sağlığında kitap olarak basılmaz. Yarım ve notlar halinde kalan roman