les fleurs du mal

les fleurs du mal
@lesfleursdumal
Tanpınar ve Zamansızlık: Huzur
Puan vermedi·415 syf.·
2025 42. kitabı
Türk edebiyatının özgün ve usta kalemlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir, deneme, öykü ve roman gibi çeşitli edebî türlerde eser verir. İnsan ve medeniyet üzerine geliştirdiği düşünceleri, geçmişten gelen Türk kültürüne ve musikiye verdiği önem, Batı – Doğu çatışmasında ortaya koyduğu sentez önerileri ve zamanı parçalanamayan bir bütün olarak gördüğü felsefî düşüncesi onun akla ilk gelen özgün yanlarıdır. Aldığı üniversite eğitimi ve bu alandaki hocalık vasfı ile yazar olmanın yanında Türk edebiyatı alanında akademisyen ve teorisyen sıfatları ile de adından söz ettirir. Örneğin 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi başlığını taşıyan eseri, bu alandaki en yetkin, özgün ve sıra dışı örneklerden biridir. Nitekim eser, günümüzde de hâlâ akademide okutulan başlıca ders kitaplarından olma özelliğini korur. Ne var ki Tanpınar, edebiyat çevrelerinde “sükût suikastı” olarak nitelendirilen üzerinde yeterince durulmama, adından ve eserlerinden bahsedilmeme akıbetine uğrayan bir yazardır. Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın nehir roman olarak tasarladığı roman dizisinin üçüncü kitabıdır. Nehir roman kavramı, bir toplumun hayatındaki önemli tarihi dönemleri farklı romanlarda ele alan ve sırasıyla okunduğunda söz konusu dönemleri okura bir bütün olarak görme şansı veren roman dizisi olarak tanımlanabilir. Nehir roman serisinin ilk romanı olan Mahur Beste’de Abdülhamit devri, serinin ikinci romanı olan Sahnenin Dışındakiler'de ise Kurtuluş Savaşı dönemi ele alınır. 1948 yılında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildikten sonra 1949 yılında kitap olarak basılan Huzur da İkinci Dünya Savaşı’nın ilanından önceki yirmi dört saatlik sürede geçer. Tanpınar’ın dizinin dördüncü romanı olarak tasarladığı Suat’ın Mektubu, yazarın sağlığında kitap olarak basılmaz. Yarım ve notlar halinde kalan roman
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
Reklam
10/10
·124 syf.·
2017 160. kitabı
Hiç Gelmeyecek Olanı Beklemek: Godot’u Beklerken Godot'u Beklemek de Bir Sisyphos Döngüsü mü? Godot’u Beklerken, İrlandalı yazar Samuel Beckett’in iki perdelik oyunu. Samuel Beckett hayatının ilk bölümünü İrlanda’da geçirirken daha sonra Paris’e yerleşir. Erken dönem eserlerini İrlanda’da İngilizce, sonraki eserlerini ise Paris’te Fransızca yazar. Godot’u Beklerken de 1949 yılında Paris’te Fransızca yazılır, 1953 yılında da Theatre de Babylone’da sahnelenir.Beckett daha sonra eserini kendi eliyle İngilizceye de çevirir. Burada çeviri demek yanlış bir tabir olabilir. Çünkü Beckett aslında yeniden yazar, yazarken de eserinde bazı değişiklikler yapar. Bu değişiklikler Fransızca yazılmış ve Fransız kültürü unsurları içeren oyunun İngiliz kültürüne uygun olarak güncellenmesi aslında.Öyle ki, bazı mekân isimlerinin bile iki metin arasında farklılaştığı görülür. Godot’u Beklerken, Estragon ve Vladimir isimli iki ana karakterin Godot isimli birini beklemesini konu alır. İki karakter, zaman zaman sahneye girip çıkan Lucky, Pozzo ve Çocuk ile birlikte diyaloglar kurar Godot’u beklerken. Bu diyaloglar düzensiz, konu çeşitliliği fazla, çoğu zaman yarım cümlelerden oluşur. İki karakter sadece bekler, ne Godot’a kendileri gitmeyi dener ne de Godot’u neden bekledikleri bellidir. Eylemsizdirler. Daha doğrusu beklemek de bir eylemse tek eylemleri beklemektir. Bir de eksik cümlelerle konuşmak. Sorular sorarlar fakat cevap aramazlar. Nitekim Godot da hiçbir zaman gelmez. Oyunda amaç Godot’un ortaya çıkması değil aslında. İnsanın Godot’da neyi gördüğüdür önemli olan. Her okurun beklediği bir Godot’su vardır. Her okur biraz Estragon biraz Vladimir’dir. Bazen Lucky bazen de Pozzo. Çocuk olduğu da vardır. Tiyatro tarihinin en önemli olaylarından biriGodot’uBeklerken’in yazılması da
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Can Yayınları · 199010,1bin okunma
Puan vermedi·69 syf.·
2020 31. kitabı
Emeğin Değersizleşmesi ve Aureliano Buendia’nın Sahneye Çıkışı: Albaya Mektup Yok “Avrupalılar için Güney Amerika bıyıklı, gitarlı ve tüfekli bir adam.” dedi doktor, gazetesinin tepesinden gülerek. “Problemi anlamıyorlar.” Anahtar Kelimeler: Gabriel Garcia Marquez, Albaya Mektup Yok, Uzun Öykü, Bekleyiş, Trajikomik, Umut, Yoksulluk, Emek, Karşılıksızlık. Albaya Mektup Yok, Gabriel Garcia Marquez’in ilk öyküsü Yaprak Fırtınası’nın ardından yazdığı ikinci öyküsüdür. Eser bir uzun öyküdür ve Marquez’in gazetecilikten yazarlığa geçiş yoluna döşediği ilk taşlardan biridir. Eserde Kolombiya iç savaşında yer almış ve daha sonra emekli edilmiş bir albayın ve karısının yoksulluk içinde öykü boyunca gelmeyen bir mektubu beklemelerini konu alır. Mektup sıradan bir mektup olmaktan ziyade albayın yirmi yıldır beklediği emekli maaşıdır. Gabito’nun bu öyküsü de diğer eserleri gibi gizemli bir sahneyle açılır. Sahnede ölen birinden bahsedilir ve ölenin kim olduğu öyle hemen açıklanmaz. Klasik Gabito kurgusunda olduğu gibi ilerleyen sayfalarda azar azar bilgiler paylaşılır. Böylelikle okurun merakı dik durur. İlk eserlerden itibaren görülen bu tavrın Gabito’nun bütün eserlerinde görüldüğünü söylemek mümkündür. Aslında bu tavır büyülü gerçekçiliğin de bir gereğidir. Fakat Albaya Mektup Yok büyülüğü gerçekçilik konusunda pek fazla materyal içermez. Belki diğer eserlerindeki o lezzetli büyülü gerçekçiliğin öncül kırıntılarına rastlanabilir. Eserin edebiyat tarihi açısından en önemli yanlarından biri de Gabito’nun daha sonra Yüzyıllık Yalnızlık’ta merkeze alacağı efsanevi karakter Aurilano Buendia’nın bu eserde ilk defa yer almasıdır. Efsane karakter bu eserde, eserin başkarakteri albayın iç savaş esnasında subay olduğu dönemde yanına bulunduğu bir albaydır. Albay Aureliano Beundia
Albaya Mektup YokGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202010,3bin okunma
Puan vermedi·904 syf.·
2021 1. kitabı
Tanrı’yı Öldürmek ve Ecinniler’e Teslim Olmak: 19. Yüzyılda “Kutsal Rusya”nın Son Nefesi *Kutsal Rusya tabiri romandan alınmıştır. “Çağımız günah çağı ve böyle bir çağda insanların hayatın acılarından kaçıp kurtulabilmeleri ve inananlara vaat edilen sonsuz esenliğe kavuşabilmeleri, ancak Tanrı’ya inançla mümkündür…” (833) Ecinniler, Dostoyevski’nin beş büyük romanı olarak adlandırılan romanlarından biridir. Roman Rusya’da ilk kez 1872 yılında, Türkiye’de ise ilk kez 1958 yılında yayımlanır. Roman, Rusya’da yayımlandığı dönemde diğer Dostoyevski romanlarının çoğu gibi bir dergide tefrika halinde yayımlandı. Bu tefrika ediliş aslında romanın da kaderini belirler. Çünkü dergi, Dostoyevski’nin romanın asıl merkezi olarak tasarladığı bir bölümün içerdiği “çirkinlikler” nedeniyle yayımlanmasına izin vermedi. Dostoyevski editöre yazdığı mektupta ilgili bölümü analiz ederek amaçlarını ortaya koysa da sansürü yenemedi. Bu durum Dostoyevski yazını için ağır bir bedel. Nitekim Dostoyevski Ecinniler romanını yaşamı boyunca yalnızca bir kez basılı olarak görebildi ve o basımda da bu bahsi geçen bölüm ne yazık ki yoktu. Bu bölüm bazı basımlarda romanın sonuna eklenir. Fakat ana tablodan koparılan bu bölümün romanı zayıflattığını söylemek gerekir. Dostoyevski tasarısını gerçekleştirebilmiş olsaydı Ecinniler çıtayı daha yükseğe koyacaktı. Bu ilgili bölümün detaylarına incelemenin romanın başkarakteri Stavrogin‘i ele aldığım bölümünde gireceğim. Ecinniler, edebiyat dünyasında siyasi roman olarak tanımlanır. Hatta dünya üzerinde yazılan en iyi siyasi roman yakıştırmasını yapanlar da vardır. Bu unvan ona dolayısıyla tarihi bir roman olma özelliğini de verir. Burada bu tarihiliğin direkt gerçek olayları ele almadığını, gerçek olaylardan esinlenerek tarihin sembol karakterler ve sembol
EcinnilerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20197,3bin okunma