İkinci Abdülhamid ayağa kalktı ve hiçbir şey düşünmemek, her şeyi unutabilmek nimetini türlü zehirde arıyan bir bedbahtın isticali içinde güvercinlerinin bulunduğu yere, onları seyre, onların manzaralarını ve oynayışlarını seyrederek bir haz duymaya, duyarsa bu hazla avunmaya gitti.
İttihat ve Terakki'nin kuvvetsizliğini bir esrar perdesi altında saklıyor, 'Her şeye hakimiz, hükümetteki eskileri ancak bizden emir almaları şartıyla tutuyoruz' diyoruz. Halbuki, onları tutuşumuz bizzat iş başına gelecek halde bulunmayışımızdan ileri geliyor.
Dediği bölge, benim doğma büyüme memleketimdi. Memleketim olmasa bile altında arabası olanın Bartın'ı, Amasra'yı görmemesi büyük bir kayıptı. Fatih Sultan Mehmet, iyi şeyler duymasaydı kalkıp İstanbul'dan Bartın'ı, Amasra'yı zapt etmeye mi giderdi!
Yalanın küçüklerine inanılmayacağını biliyordum.
'Eski bir saraylıdan aldım bunu .. .' dedim. 'Abdülaziz, Fransa'ya gittiği zaman takmış bu kol düğmelerini!'
– Sabahleyin yine bir hayli nükte fırlattın!
Hayâli bol bol akıttın, serâbı çağlattın!
– Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim...
İnan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun; hakîkat olsun tek!