Fakat ne zaman yaşamın kendi üzerinde bir güç elde etmeyi şiddetle arzu edersek -sonsuz bir zenginlik, mutlak bir güvenlik, ölümsüzlük- o zaman arzu bir hırsa dönüşür. Ve eğer bilgi o hırsla işbirliği ederse, o zaman bela gelir. O zaman dünyanın dengesi sallanır ve tartı da yıkım ağır basar.
Kısacası, Veli bir sis pus ortamında vezirlik alan, taşra vezirliği geleneğinin sonucu tiplerinden, zalim bir derebeyiydi. Bir hiç uğruna baş verecek kadar öngörüden yoksun bu adam, kimi zaman Kuzey Suriye'yi kimi zaman Güneydoğu Anadolu'yu yönetmiş Balkanlar'a seferlere katılmıştır. Devlet aynı kıraattaki nice insanı vezirlikle mirmirânlıkla ödüllendirip eyaletleri cepheleri kendilerine teslim ederken "iti ite kırdırma" politikasına güvenmiş isyan edenin üzerine berikini onun üzerine ötekini kaldırtmıştır.
Sözgelimi, Veli Paşa olayında 1811-1813 arasındaki iki yılda, başta Divriği olmak üzere, Eğin-Arapgir-Keban-Darende-Akçadağ-Hekimhanı havalilerinin insanları felakete sürüklendi. Acısı ve tahribatı yıllarca giderilemeyecek olaylar cereyan etti. Bütün bunların müsebbibi görünürde Veli Paşa'dır, ama gerçekte devlet de suç ortağıydı! Veli'nin idamına ferman çıkarmakla da aklanmış sayılmaz.