Bu kitap, kültürün günlük hayattaki yerini, eserlerin insan duyguları üzerindeki nüfuzunu
ve aslında ne işe yaradığını anlatıyor. Kitapta, sanatın yalnızca bir nesne olmadığını,
insanın kendini anlaması ve geliştirmesi için gerekli bir araç olduğu vurgulanır.
Kitabın ana fikri, kültürün insanların duygusal ve zihinsel ihtiyaçlarına cevap verebileceği
düşüncesidir. Müzik, edebiyat ya da sanat eserleri yalnızca estetik haz vermek için değil,
aynı zamanda insanların hayatlarını anlamlandırmak için vardır.
İnsan bazen sanata ihtiyaç duyar. Kendi gerçeklikleriyle yüzleşmek yerine iyimserliklerini
besleyecek sanat araçlarına gereksinim duyar. Kendi acılarımızı derinden hissettiğimiz
için ümit dolu eserlere ilgi duyarız. Âdeta kendi gerçekliğimizden kaçarız.
Dikkat çekilen diğer noktalardan biri, kültürün çoğu zaman gereksiz görülmesidir. Kitap,
kültürün insan psikolojisi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu savunur. Örneğin, çoğu
zaman mahrum kaldığımız şeyin bir kesitini gördüğümüzde ağlamaya başlarız.
Kültür, insanın kendini tanımasına yardımcı olabilir.
“Sıradan bir okul öğrencisi olan bir kız âşık olduğunda Shakespeare ya da Keats onun
adına düşüncelerini ona söyler ancak acıdan muzdarip biri başındaki ağrıyı doktora
tanımlamaya çalıştığında dil bir anda kuruyuverir. O kişi için hazırda bir şey yoktur.”
Ancak kültür yalnızca kendimiz hakkında bir şeyler öğretmez. Aynı zamanda kitaplar
aracılığıyla yabancıların zihinlerini, düşüncelerini öğreniriz. Farklı kültürlerden tamamen
farklı hayat tarzına sahip insanların dünyasına girebiliriz. Bunlar sayesinde zamandan
tasarruf ederiz, hata yapma olasılığından uzaklaşırız. Edebiyat aracılığıyla hayatlarına
tanıklık ettiğimiz kahramanlar bize çok şey öğretebilir. Kendimizi gelecekte
karşılaşabileceğimiz olaylara hazırlar, bize