Huzur, 1938-1939 yıllarının siyasal ve toplumsal atmosferinde geçen; Cumhuriyet reformları, savaş korkusu ve Batılılaşma süreci içinde eski ile yeninin çatışmasını anlatan bir romandır. Eser, Mümtaz ve Nuran’ın aşkı üzerinden bir milletin kimlik arayışını ele alır.
Huzur'u bugünün Türkiye'sinden okuduğumuzda, Tanpınar'ın 1940'larda teşhis ettiği kültürel ikilik sorununun hala güncelliğini koruduğu görülür.
Tanpınar'ın dönemindeki bu tartışma daha çok estetik ve felsefi bir zemindeyken, bugünün modern Türkiye yapısında, Batılı yaşam tarzı ile yerel değerler arasındaki çatışma, daha çok siyasal ve yaşam tarzı üzerinden bir kutuplaşmaya dönüşmüştür.
Bu değişim sürecinde kaybedilen sadece kurumlar değil, bir yaşama sanatıdır. Tanpınar, modernleşmenin getirdiği hızı ve sığlığı eleştirirken bireyin köklerinden kopuşunun yarattığı ruhsal boşluğa da dikkat çeker.
"Biliyordu ki, şartlar değişince insanlar da değişir, Tanrıların yüzü solardı."
Romanın ana karakteri Mümtaz Cumhuriyet dönemi aydın prototipidir. Cumhuriyet devrimlerini benimsemiş ancak eskinin ruhunu kaybetmek istemeyen aydını temsil eder. Mümtaz için siyasal dönüşümler, dış dünyada bir nizam kursa da iç dünyada bir parçalanmışlık yaratmıştır. Ne tam anlamıyla Batılı ne de tamamen geleneksel kalabilen bir araf insanıdır.
Nuran, Cumhuriyet’in yeni kadın idealini temsil eder. Eğitimli, sanatla iç içe ve
sosyal hayatın içindedir. Aynı zamanda Nuran, romanda İstanbul terbiyesinin bir
sembolüdür. Mümtaz için Nuran sadece bir sevgili değil, aynı zamanda
kaybedilmekte olan bir medeniyetin yaşayan sembolüdür. Nuran’ın hayatındaki
çatışmalar (dul bir kadın olması, toplumsal baskılar ve ailesinin muhafazakâr
yapısı), Cumhuriyet döneminde kadının toplumsal hayattaki yeni konumu ile
geleneksel roller arasındaki