"Yani parasızlık sorunu olmayınca, insanı kıskıvrak bağlayan töreler olmayınca, gülmek ayıp sayıldığından insan zamanla gülmeyi unutmazsa ve çok istediği şeyler gerçekleştiğinde bile artık istediği gibi gülmeyi beceremeyecek duruma düşmezse... Çocuklarına da gülmeyi öğretememekten korkmazsa... Bütün bunlar olmayınca insan nasıl yaşar? Ölesiye yorulmadan geçen bir günün sonunda neler düşünür insan? Geleceği güven altındaysa... Düş olmayan, gerçek olan bir hayat... Anlatsana..."
Birbirlerinin yüzüne bakarlar, arada bir çiçeği, bir ağacı, kuşları gösterirlerdi birbirlerine. Ama karşılıklı konuşmayı bir türlü beceremezlerdi. Sanki konuşurlarsa birbirlerini daha iyi tanıyacaklardı. Bundan da çok, pek çok korkuyorlardı. Ortaklaşa sahip oldukları şey o kadar azdı ki, konuşa konuşa bunu da azaltmaktan korkuyorlardı
Konularınızı kısıtlamak zorunda olduğunuzu bilirseniz, sözlerinizin başka biçimde yorumlanmasından korkarsanız, hele hele karşımızdakilere güvenemezseniz ne konuşabilirsiniz ki?
Sevgimiz kökü toprağın çok derinlerinde, sağlam, hantal gövdeli bir ağaç değildi belki; ince narin bir çiçekti. Tabii öyle olması hiçbir şeyi değiştirmezdi. Yeryüzünde yalnızca kalın gövdeli, köklü ağaçlar değerlidir denemez.