Dostoievsky’yi ise yeni yeni tadıyordum. Muazzam bir şeydi bu. Her an
dünyam değişiyordu. İnsan ıztırabıyla temasın sıcaklığı her
sahifede sanki kabuğumu çatlatacak şekilde beni
genişletiyordu.
—her şeyimiz ya karyolalarımızın altında, ya başlarımızın
üstündeki raflarda idi— yalnızlık beni kitaba atmıştı.
Mektepten çıkar çıkmaz yatağıma uzanır, yeni tanıdığım
Dostoievsky ile, Erzurum’a kadar cebimde getirdiğim
Baudelaire’i, İstanbul’dan bin güçlükle getirttiğim kitapları
okurdum.
Kaç nesil var ki kızlarımız baba evlerinde gelin olmanın
sevincini kaybettiler, erkeklerimiz aynı tarlada, aynı pazarda
üstüste çalışamaz oldular. Şehirlerimiz çehrelerini, hayatımız
birliğini kaybetti. Türkülerimiz ve şivelerimiz birbirine
karıştı.