Trump ABD’yi küresel jandarma (Leviathan) olarak tamamen sahadan çekip kaosa yol açmak istemiyor. Onun yerine, Leviathan’ı bir "bayilik/franchise sistemine" geçirmeye çalışıyor. Bölge ülkelerine sunduğu kontrat çok net: "Benim adıma bölgeyi siz hizaya sokun, birbirinizle savaşmayı bırakıp ortak bir pazar kurun, ben de tepede nihai hakem olarak kalayım." Trump metinde açık kapı bırakıyor: "Bir ya da iki ülkenin bunu yapmamak için bazı gerekçeleri olabilir ve bu kabul edilir." Burada kastettiği ülkelerin başında hiç şüphesiz Türkiye (ve belki Katar veya Pakistan) geliyor. Türkiye’nin mevcut dış politika çizgisi, Gazze hassasiyeti ve bölgedeki ideolojik pozisyonu, İsrail merkezli bu anlaşmayı "derhal" imzalamasına doğrudan engeldir. Türkiye eğer Trump’ın bahsettiği o "gerekçeleri olan istisnai ülke" rolünü seçer ve İbrahim Anlaşmaları bloğunun tamamen dışında kalırsa, bölgede Suudi Arabistan, BAE, Mısır, Ürdün ve hatta İsrail’den oluşan devasa bir "Amerikan Patentli Sünni Blok" kurulacaktır. Ankara, Suriye ve Irak’taki Kürt yapılarını statüsüzleştirmek için askeri operasyonlar yaparken, karşısında sadece ABD’yi değil, bu yeni "İbrahim Koalisyonu"nun finansal ve diplomatik duvarını bulacaktır. Trump’ın metnindeki en çarpıcı viraj, İran’a uzattığı zeytin dalıdır: "Eğer İran benimle anlaşmasını imzalarsa, onların da bu koalisyonun bir parçası olması bizim için bir onur olacaktır." Bu, klasik Trump tarzı bir "Büyük Pazarlık" (Grand Bargain) arayışıdır. Eğer ABD ile İran (Tahran’daki rejim veya ekonomik baskıyla dönüştürülmüş bir İran) masaya oturur ve İbrahim Anlaşmaları’na dahil edilirse, Ortadoğu’daki tüm ezberler sıfırlanır. Statüsüzleştirme Hamlesi Ne Olur? İran’ın bu koalisyona dahil olması, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki operasyonlarında arkasına sığındığı "İran-Rusya
1000Kitap
Körfez monarşileri, binlerce yıllık devlet aklına, askeri reflekslere ve ulusal bir omurgaya sahip değildir; onlar sadece petrol kuyularının üzerine inşa edilmiş lüks kabile ortaklıklarıdır. Leviathan öldüğünde, o kuyuların yeni sahipleri ya karşı kıyının öfkeli Behemoth’u (İran) ya da küresel pazarın rasyonel patronu (Çin) olacaktır.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Körfez monarşileri (Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman), finansal olarak ne kadar devasa zenginliklere sahip olurlarsa olsunlar, demografik ve askeri açıdan tam birer "jeopolitik cüce" konumundadırlar. Bu ülkeler, kuruldukları günden beri kendi ordularının caydırıcılığıyla değil, petrodolar karşılığında Amerikan Leviathan’ının (ve dolaylı olarak Batı/NATO şemsiyesinin) sağladığı "kiralık güvenlik" ile hayatta kalmışlardır. Bu şemsiye ortadan kalktığında, Körfez ülkelerinin muazzam bir hızla askeri ve siyasi işgale/çözülmeye uğraması kaçınılmazdır. Ancak bu işgal, 20. yüzyılın klasik tank ordularıyla yapılan fetihlerinden ziyade, modern çağın asimetrik, finansal ve vekalet savaşları üzerinden gerçekleşecektir. Körfez’in Batı koruması olmaksızın en kırılgan olduğu alan, hemen körfezin karşı kıyısındaki İran ve onun bölgeye yayılmış vekil unsurlarıdır. Bahreyn nüfusunun çoğunluğu, Suudi Arabistan’ın ise en zengin petrol yataklarının bulunduğu Doğu Eyaleti (Katif ve El-Ahsa) nüfusunun önemli bir kısmı Şiilerden oluşmaktadır. Batı askeri kalkanı kalktığı an, İran bu bölgelerdeki etnik ve mezhepsel fay hatlarını tetikleyerek içeriden ayaklanmalar çıkarabilir. Yemen’deki Husiler, Irak’taki Şii milisler (Haşdi Şabi) ve Lübnan Hizbullah’ı; Suudi Arabistan ve BAE’nin zayıf, paralı askerlerden ve aşiret bağlarından oluşan konvansiyonel ordularını lojistik ve asimetrik olarak felç edebilir. Riyad ve Abu Dabi, doğrudan Tahran ordusu tarafından işgal edilmese bile, füzeler ve sürü İHA’larla rafinerileri, limanları vurularak de facto olarak teslim alınır ve İran eksenli uydu devletlere (emir kliklerine) dönüştürülür. Çin, Körfez’de istikrarsızlık ve savaş istemez; çünkü Çin endüstrisinin can damarı bu topraklardan akan petroldür. Ancak ABD ve NATO şemsiyesi
1000Kitap
Türkiye’nin askeri yapısı, mühimmat çeşitliliği, doktrini ve lojistik zinciri 1952’den beri NATO (özellikle ABD) standartlarına göre kodlanmıştır. Leviathan çöktüğünde ve NATO şemsiyesi yok olduğunda, Türkiye'nin önünde ne Çin'den ne de Rusya'dan gelecek hazır bir "hazır lojistik paket" veya "karşılıksız askeri yardım" olacaktır. Çünkü çok kutuplu yeni dünyada rasyonel aktörler kimseye bedava jandarmalık ya da hibe mühimmat vermez. NATO çöktüğünde, Türkiye’nin elindeki F-16'lar, radar ağları, mühimmatların elektronik bileşenleri ve yedek parça zinciri büyük oranda felç olma riski taşır. Batı’nın askeri yardımlarının ve parça akışının kesildiği bir senaryoda; Türkiye son 20 yıldır tam da bu kâbus senaryosuna hazırlık olarak yerli savunma sanayisini (İHA/SİHA’lar, MilGem, Altay, Kaan vb.) büyütmeye çalışıyor. Ancak bu sistemlerin motor, yarı iletken (çip) ve bazı kritik sensörleri hala batı tedarik zincirine ya da küresel pazara bağlı. Batı lojistiği çöktüğünde, Türkiye bu projeleri tamamlamak için Çin’in endüstriyel parça ve çip arzına göbeğinden bağlanmak zorunda kalacaktır. Çin veya Rusya, Türkiye'ye hibe askeri yardım yapmaz; ancak parası karşılığında teknoloji transferi ve hammadde sağlar. Türkiye, NATO kalibreli (5.56 mm mermiden, NATO standartlı füzelerine kadar) yapısını, zaman içinde Çin’in ve Avrasya bloku sistemlerinin (Yuan bazlı askeri ticaretin) lojistik hatlarına entegre etmek zorunda kalır. Bu geçiş dönemi, ordunun operasyonel kabiliyetini geçici olarak ciddi oranda zayıflatır. Savaş ve sürekli yüksek askeri teyakkuz, üretmeyen ve dış finansmana bağlı ekonomilerin en hızlı intihar yöntemidir. Batı finans sistemi ve NATO çöktüğünde, Türkiye’nin cari açığını fonlayan batı sermayesi (sıcak para) tamamen buharlaşacaktır. Hem döviz krizinin ortasında kalıp
1000Kitap
NATO de facto olarak ABD’nin askeri ve finansal gücüyle ayakta duran bir Leviathan’dır. Leviathan çöktüğünde NATO ülkeleri kendi Behemothlarıyla başbaşa kalır. Thomas Hobbes, Leviathan’da iç savaşı ve kaosu engelleyen, düzeni sağlayan "mutlak devleti" tasvir ederken; Behemoth adlı eserinde ise düzenin çöktüğü, o Leviathan’ın parçalandığı iç savaş, anarşi ve kuralsızlık dönemini anlatır. Küresel sistemin koruyucu canavarı (Amerikan hegemonyası/NATO şemsiyesi olan Leviathan) çöktüğünde, her ulus-devletin kendi içindeki ve sınırındaki o yıkıcı, korumacı ve saldırgan canavarla (kendi Behemoth’uyla) baş başa kalacağı gerçeği, 21. yüzyılın en büyük kehanetidir. Avrupa ülkeleri (Almanya, Fransa, İngiltere vb.), II. Dünya Savaşı'ndan beri Amerikan Leviathan’ının sağladığı konfor alanında yaşadılar. Savunma bütçelerini kıstılar, refah devletini büyüttüler ve dünyayı "Kantçı ebedi barış" zannettiler. Leviathan çöktüğünde, Avrupa'nın sığındığı o yapay barış duvarı yıkılacak. Kissinger ve Brzezinski’nin hep uyardığı ama Avrupa’nın kulak ardı ettiği o kadim jeopolitik korku gerçek olacak. Almanya kendi devasa Behemoth’unu (ordu modernizasyonunu ve militarizmini) uyandırmak zorunda kalacak. Polonya, Baltık ülkeleri ve Fransa, Rusya korkusuyla kendi hayatta kalma reflekslerine dönecek. NATO’nun kağıt üstünde kalmasıyla, Avrupa içindeki eski sınır ihtilafları, etnik gerilimler ve göçmen krizleri her ülkeyi totaliter, aşırı sağcı ve militarist birer "Behemoth"a dönüştürecek. Avrupa, 1930'ların o karanlık, herkesin kendi başının çaresine baktığı Hobbesçu doğa durumuna geri dönecek. Türkiye için Leviathan’ın (NATO/ABD ekseninin) çöküşü, Ankara’yı sınırlarında ve içinde yıllardır dondurulmuş olarak tutulan o en büyük Behemoth ile yüzleştirecektir. ABD sahayı terk ettiğinde,
1000Kitap
Thomas Hobbes’un Leviathan’da tasvir ettiği o meşhur "Doğa Durumu" (State of Nature), merkezi bir otoritenin olmadığı, kuralların işlemediği ve "insanın insanın kurdu" (Homo homini lupus) olduğu tam bir kaos ve sürekli savaş tehdidi ortamıdır. Kissinger, uluslararası sistemi tam anlamıyla bir "Hobbesyen Doğa Durumu" olarak görüyordu. Devletlerin üstünde onları dizginleyecek küresel bir mahkeme ya da polis gücü (merkezi otorite) yoktur; sistem anarşiktir. Bu anarşi içinde tek bir yasa geçerlidir: Hayatta kalma (survival) ve güvenlik arayışı. Kissinger’ın Kürtleri feda etmesi, Çin ile el sıkışması ya da müttefiklerini harcaması, Makyavelist bir "güçten keyif alma veya hırs" dürtüsünden ziyade; sistemin bu anarşik yapısında ABD ve ortaklarının varlığını korumaya yönelik soğuk, Hobbesçu bir güvenlik refleksidir. Hobbes’a göre kaos ve vahşi ölüm korkusundan kaçmanın tek yolu, bireylerin güçlerini tek bir egemen otoriteye (Leviathan'a) devretmesidir. Ancak uluslararası ilişkilerde küresel bir Leviathan (dünya devleti) kurulamayacağı için, anarşiyi durdurmanın ve düzeni sağlamanın yegane enstrümanı "Güç Dengesi" (Balance of Power) olarak kalır. Kissinger’ın doktora tezi ve tüm kariyeri, 1815 Viyana Kongresi’nin mimarı Metternich ve Castlereagh’ın kurduğu Avrupa Güç Dengesi sistemini analiz etmekle geçmiştir. Kissinger için "Adalet" soyut ve tehlikeli bir kavramdır; çünkü herkesin adaleti farklıdır ve bu kaos yaratır. Düzen ve barış, ancak dev güçlerin birbirini dengelemesiyle (ABD, SSCB ve Çin üçgeni) mümkündür. Güç dengesi bozulursa, dünya o Hobbesçu kaosa ve vahşi savaşa geri döner. Neden Makyavelist değil de Hobbesyen? Machiavelli daha çok "iç siyaset", prensin iktidarı nasıl ele geçireceği, gücü nasıl elinde tutacağı, gerektiğinde ahlaksızlığı bir araç olarak nasıl
1000Kitap