Will, geçmişte ablasını öldüren ve ona bir lanet bıraktığını söyleyen iblisi bulmak için Magnus’tan yardım ister. Magnus, Camille’in dairesinde konaklamaktadır. Burada Will’in Magnus’a üstten konuşması asla hoşuma gitmese de, anlaşılabilir. Magnus Will’e yardım etmekten kendisini alıkoyamıyor. Will, geçmişini ilk kez ona anlatıyor. Bu ikilinin sayfa 175’teki diyaloglarının oldukça hoş olduğu kanaatindeyim.
Tessa’nın kitap boyunca, Magnus’un diğer iblis efendilerinden farklı olduğunu (korkutucu olmadığını ve istisna olduğunu) belirtmesini seviyorum. Will’in, Tessa’ya olan aşkını fark etmesi fakat bunu reddetmek zorunda kalması ne kadar kalp kırıcı olsa da, kitaptaki hiçbir şeyin Jem’in öleceğini bile bile acılar içerisinde yaşamaya çalışması gercegi kadar üzücü olmadığını düşünüyorum.
Magnus ile işbirliği yapan Will, lanetin gerçek olmadığını öğreniyor. Magnus iblis Marbas’ı çağırarak onu konuşturuyor ve nihayetinde yok ediyor. Will, gerçekleri öğrendikten sonra Tessa’ya aşkını itiraf ediyor fakat artık çok geç. Tessa’nın Jem’in evlenme teklifini kabul ettiğini ogrenerek, aşkını içine gömmek zorunda kalıyor.
Magnus’un Camille cadısı ile ayrıldığı sahnede her ne kadar üstümden yük kalkmış gibi hissetsem de, sinirime engel olamıyorum. Bu kadından gerçekten nefret ediyorum. Magnus ve Will’in bu sahnedeki davranışları oldukça komik. Anlatım da bir o kadar mükemmel ki gözlerimden yaşlar akana kadar güldüm. Bu kısmı tamamiyle unutmuş idim.
Aynı anda hem Will’e üzülmek, hem Jem’e üzülmek hem de Tessa gibi ikisini de çok sevmek kitabı okumayı zorlaştırıyor. Tessa’nın her zaman Will’i daha çok sevdiğini düşündüm fakat okurken aklınız bulanıyor. Aşk üçgenlerini hiç sevmiyorum, Tessa’nın ikisini de sevmesinden nefret ediyorum fakat üç karaktere de bayılıyorum. Bir aşk üçgeni