Idris’e gitmek isteyen Gölge Avcıları, onlara bir kapı açması için Magnus’u çağırmıştır. (Elbette! Baska kim olabilirdi?) Magnus’un simsiyah giyinmiş Gölge Avcıları arasında “serada yetişmiş bir orkide gibi görünüyor” olması harika bir tanımlama. Onun zarafeti, bir orkide ile benzeşiyor. Burada Alec’in solgun ve huzursuz görünüyor olma sebebi, Magnus’un onunla muhatap olmuyor oluşu. Bunu zaten okurken tahmin etmek pek zor değil fakat anlayamayanlar için ilerleyen sayfalarda açıkça belirtiliyor. Magnus’un ücretinin inanılmaz pahalı olduğuna vurgu yapmasını seviyorum.
Sesi yine, her kitapta olduğu gibi, “kadife gibi” ve “yumuşacık” olarak tarif ediliyor.
Clary’nin annesini iyileştirmesi için başvuracağı Madeline, bu esnada öldürülüyor. Fakat inatçı küçük kız Clary, Idris’e gitmeyi kafaya koymuş durumda. Magnus burada oldukça sakin ve tatlı tatlı konuşurken ergen Clary’nin yine “ben yaparım” tavrı ağır basıyor. Onu suçlamıyorum, annesinin yaşamı söz konusu fakat hep yanlış kişilere yanlış zamanlarda patlıyor.
Clary kapı açmaya çalışıp başarısız olduktan sonra Magnus hakkında ileri geri konuşmasını ağzına tıkan Luke (adamın dibi) beyefendiyi takdir
ettim.
Ve Alec’in moralinin bozukluk sebebi Simon ile olan konuşmasında açıkça ortaya koyuluyor. ŞAPŞAL ALEC’İMİN MAGNUS İÇİN “…benden hoşlandığını hiç sanmıyorum. Kapı’yı açmak için Enstitü’ye geldiğinde benimle neredeyse hiç konuşmadı bile.” demesi!!! ŞAPŞAL, açıkça senden bir şeyler bekliyor. Ahmak Konsül’ün; Magnus’un Simon’ı Idris’e yollaması hakkında “suçlar gibi” konuşmasında Alec açıkça sinirlenerek Magnus’un tarafını tutuyor. Cassie’nin özellikle Malec iliskisini bu minik ayrıntılarla anlatmasını epeyce seviyorum.
Sayfa 105’te, Jace ile konuşmasından sonra Alec’in yarı aydınlık bahçede tek başına yürürken gözlerini