Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çok acımasız bir kitap. Defalarca başlamama rağmen, sanki kitabı bitirmezsem mahkûm affedilirmiş gibi geldiğinden bitiremediğim; her defasında kalbime saplanan ağrılar yüzünden yarıda bıraktığım kitap. Normalde bir kitabı bitirdiğinizde memnun değilseniz, başarısız olduğunu düşünürsünüz. Bu kitap için tam tersi olduğunu düşünüyorum. “Keşke bitirmeseydim!” dedim. Ben kitabı bitirmezsem, mahkûm idam edilmezdi; ben kitabı bitirmezsem, kızı onu tanıyabilirdi.
Kitabın önsözünün ayrı bir incelemeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Nitekim anlatılan mahkûmun anılarının asıl işlevi önsözde bahsi geçen “idam cezasının yanlışlığı” ana düşüncesini kuvvetlendirmekti. Umarım kitabı okuyan herkes önsözü geçmeden, dikkatlice okumuştur.
Birisini katletmiş birine acımak mı? Bir cana kıymaktan daha adi bir suç var mıdır? Olduğunu düşünüyorum. Anlatılan mahkûm ist-smarcı p3d0fili bir mahkûm olsaydı da ona üzülecek miydim? Bunun anlamı, cinayetin bile affı olabileceğine inanmam mıdır? Ölüm. Uykularımı kaydıran hayatı bana zindan eden bu kelime. Ona bu kadar yakın olan bu “sefil” mahkûmu anlayabilmem normal mi?
Kendime sorduğum asıl sorular bunlardı. Hiçbirinin cevabından asla emin olamıyor olmam bir yana, her halûkarda bu mahkûma üzülecektim. Kitabı bir kenara bıraksam dâhi, idamın ve işkencenin hiçbir suçun cezası yahut da hiçbir sorunun çözümü olduğuna inanmıyorum.
Bazen insan nasıl bir iş başardığının farkında olmaz. Keza o gün Alparslan’a sorsanız on sene sonra Türklerin Sivas’a, iki yüz sene sonra da Balkanlara açılacağına inanmazdı.
Dostoyevski okumak biraz gariptir. Bazen sıkılsanız da, yorulduğunuzu hissetseniz de sizi bir yerlerde bir “sürprizin” beklediğini her daim bilirsiniz.
Kitabın sonunu maalesef öğrenmiş olmama rağmen olayların gelişimini merakla bekleyerek ve nasıl sonlanacağı hakkında sabırsızlanarak okumaya devam ettim.
Kitabı okurken “Yahû bunlar deli midir nedir?” diye düşünmenin oldukça normal olduğunu düşünüyorum. Dostoyevski’nin kendisini dâhi olaylardan soyutlamış anlatım biçiminin oldukça başarılı olması bir yana; kitabın devamlılığını bu bakış açısı sağlam tutuyor diyebilirim. Yazarın “kendinden bir şeyleri” Prens’e aktardığını onun hayatını az çok okumuş herkesin fark ettiğine eminim.
Prens kesinlikle çok garip bir idealist temsil olmuş. Nastasya ve Aglaya karakterleri aslında oldukça sinirimi bozmuş olsalar da, sayfaları çevirip onları anlamaya basladıkça sahip olduğum bu öfkenin; Prens’in de sahip olduğu acıma duygusuna dönüştüğünü fark ettim.
Eminim kitabı okurken bir noktada sıkılmış olmam garip görülmeyecektir. Özellikle Lebedev çok yorucu bir karakterdi, bir noktada yazarın karakterler üzerinden düşünce anlatılarının şirazesi kaymış ve buraya fazla odaklandığı için akıcılığını kaybetmiş. Yine de aldığıma ve okuduğuma pişman olmadığım, keyifli bir okuma oldu. Ne de olsa seviyorum bu adamı.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma