Günde dört saat uyumak, hayatından kıymetli dörr saatin eksiklisi anlamına geliyordu.Uykuya diş bilemişti!Şimdiyse hayata kin duyuyordu.Yaşam kötüydü; damağında acı hir tat bırakıyordu, bitmeye mahkumdu.
Martin güldü."Bilmem," dedi."Sanırım seni severek başardım bunu, çünkü seni o kadar sevdim ki, senin gibi yaşayan, nefes alan bir kadının yüreği şöyle dursun, bu aşkın şiddeti taştan bir kalbi bile eritirdi."
Bazen korkuyla, bazen büyülenerek, ancak her daim şaşkınlık içinde, ateşli hastalığa yakalanmış gibi ürperiyordu.Bununla birlikte onda güven uyandıran, sabit bir düşünce vardı.Martin'in aşkını itiraf etmesine meydan vermeyecekti.
Aslında kavgayı azdıran ve gurura acı verici bir önem atfeden, seyircu konumundaki gazeteci çocuklardı.Çünkü ikisi de bu çocuklar olmasaydı kavgadan vazgeçeceklerdi.Ama çocuklar vardı işte.