Hasan... Her ne kadar kurgusal bir karakter olduğuna inanmak istesemde Hasan gibi nice çocuklar var dünyada. Kitabın teması yüzümüze tokat gibi çarpıyor, eşitsizlik. Sovyet işgali, sömürgenin istismarın her türlüsü. Cahil ve bilinçsiz bir toplum da cabası. Din kisvesi adı altında tacizin tecavüzün meşrulaştığı bir Afganistan'ı açıkça görüyoruz. Yazar tüm bu saçmalıkları, yaşanılan haksızlıkları kitabında ustaca işlemiş. Hasan ve Emir'in birbirlerine duydukları sevginin baki olmasına karşın yaşanılan olay sonrasında Emir'in kaçmak istemesi sonrasında ise kaçamadığını anlaması üzerine işlenen bir kitap.Anlıyorum ki; dünyanın neresinde olursak olalım, vicdanımızdan, kafamızın içindeki o sesten kaçamıyoruz. Kitabı okuduğum süreçte bununla fazlaca yüzleştim. Yaşadığımız coğrafya, bize empoze edilen kültür biz istemesekte yazgımızı etkiliyor. Bu da kısır bir döngüyü beraberinde getiriyor. Kitap her ne kadar Emir'in ağzından olsa da Hasan da Emir de çok içselleştirdiğim, saygı duyduğum karakterler oldu. Hasan ve Emir'in aralarındaki sınıfsal farkın birbirlerini sevmelerine mani olmaması, Hasan'ın yaşadığı trajik olaya rağmen bile Emir'i affedebilmesi, Emir'in babasına karşı olan o onaylanma çabası, hissettiği sevgi açlığı... Velhasıl kelam soluksuz okuduğum, ders çıkardığım bir kitap oldu ve anlıyorum ki şartlar ne olursa olsun 'yeniden iyi biri olmak mümkün'.