Kent ışıklı. Bir çölün ortasına kurulmuş. Başka hiçbir șey yapılamayacağı için bir kumar endüstrisi kurmuşlar burada. Eczanelerde bile kumar makineleri var.
Ağlamak. yalnız gözyaşı dökebilen insan anlayabilir bazı şeylerin hikmetini.
Ama insan her zaman ağlayamaz, diyor çocuk
O zaman da ağlar gibi durmak gerekir.
Öyle derler, aya bakmak iyi değildir,
iyi olan nedir peki?
Sabahleyin gözünü açar açmaz yeşile bakmak.
Bunu aklında tutan çocuk, sabahleyin gözünü açar
açmaz purluğun parlak taşlarını görünce gözlerini yumar
bir süre, bekler, koca ceviz ağacının nerde olduğunu kestirir ve gözlerini açar açmaz yemyeșil ceviz yapraklarını
görür, yűzü mutlulukla yumuşar, gerinir ve hemen yatak-
tan fırlar, çevik adımlarla tiyeklere doğru koşar, bir salkım
üzüm koparır, üzüm tanelerini ikişer üçer ağzına atarken
bir yandan da incir ağaçlarının oraya doğru koşusunu sür-
dürür, bakalım kuşlar incirlere inmiş mi?
Gününü değerlendirmeye bakacaksın.. günün nasl
değerlenir, bak anlatayım: șimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın, sana gözyaşların için cabadan bir gün daha vermişler. işte şu anda da o
bir tek son günün içinde bulunuyorsun. işte o son günde
ne yapacaksan, her gün onu yapacaksın.
○ zaman bu bahçede gezinmem ki, der çocuk.
Ne yaparsın ya?
Ağlarım.
Hiçbir şey boşlukta sallanmamaktadır, saçmalık bile kendine bir dayanak noktası araştırmaktadır, her şey, bütün nesneler yaratılışlarındaki amaca doğru yürüyüp gitmektedirler.