Elif Şulenur AYAZ

Elif Şulenur AYAZ
@lfslnryz
Hayalleri olan biri.
Fizyoterapist
İnönü Üniversitesi
Asteroid B612
Elazığ
103 okur puanı
Nisan 2015 tarihinde katıldı
9/10
·200 syf.··
2025 3. kitabı
Su gibi akan güncel hayatı birebir yansıtan bi kitap olduğu için kısa sürede büyük bi zevkle okudum. Çoğu yerinde yüzümde tebessüm vardı, bazı yerlerde kahkaha bile attım. Tavsiye edilir mi? Evet. Hayatın nasıl nasıl katmanlı bi yapıya sahip olduğunu göstermek istediğiniz, siyahların ya da beyazların değil grilerin tonlarını göstermek istediğiniz kişilere tavsiye edebilirsiniz. Tadında hafif bi absürdlük Murat Menteş'lik vardı. Ölü diri demeden herkesin söz hakkının olması kendini ifade edişi güzel bi etki bırakmıştı. Başta kızdığız ve nefret edeceğiniz karakterlere sonradan anlayış ve hak vermeniz kalbinizdeki itidali perçimleyecek. Eşlik eden şarkı: tabi ki Söyleme Bilmesinler. Ama tarkandan.
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2025 15:28
Sosyoloji çok bildiğim bi alan değil tanımlarına uygun yazamayabilirim, siz anlatmak istediğim kısma odaklanın. Kitabı okurken hakkında yazılmış tezlere baktım, özellikle kırmızı pazartesi ile mukayeselerine. Genel olarak töre/ataerkil düzen/namus cinayeti kavramları üzerine yazılmıştı yazılar. Ataerkil düzen deyince benim zihnimde kadının ezildiği erkeğin her dediğinin olduğu bi dünya canlanıyor. Peki kitapta ne var? Cinsellik üzerinden güdülen bi toplum. Kadın da erkek de aynı derece mağdur olabiliyor ya da aynı derece baskı yapabiliyor. İnceleyelim Büyükanne: tüm oğullarını bir kadını öldürmek için kışkırtması, torununa ve oğluna aynı anda kıyamayıp çelişki yaşaması ama annelik acısının baskın çıkması ile toplumda fikrini açıkça beyan eden bir kadın figürüydü. Esme: kocası öldükten sonra ölene kadar ev işlerini çekip çevirmesi, oğlunu bırakıp gitmeyi reddetmesi, Abbasın cesedini herkesin elinden kurtarıp gömmesiyle mücadeleci bir kadın figürüydü. Abbas: sevdiği kadının peşine düşse de alamamış, yetersizliği nedeniyle toplumca katledilmiş erkek bir figür. Halil: ataerkilliği tek başına yüklenmiş karakter bu oluyor o zaman. Beğendiği kadını zor kullanarak elde etmiş kitabın muradına ermiş tek kahramanı. Amcalar: annelerinin sözlerini yerine getirmemeleri, Esmeye güzelliği nedeniyle kıyamamaları, toplum ne diyecek kaygısı ile Hasanı vermeyip Esmeyi sürmeleri ile ezilen ama gocunmayan figürler. Yani bakınca ataerkil toplum değil cinselliğin fıtri bir gerçeklik olarak kabul edilmediği yersiz bi toplum görülüyor kitapta. Sırf aksiyon aradığı için olaya müdahil olan insanlar sebebiyle iyice delüzyon yaşayan Hasan bu yersizliğin kurbanı oluyor sonuçta. Eşlik eden şarkı: dam üstüne çul serer dinleyecektim ama Halilim nenni dediği için dinleyemedim. Keşke gerçekten
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,2bin okunma
8/10
·286 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Pandemi zamanında ünlenince almıştım ve popülerliğini yitirsin diye beklemiştim. Tolga çevik bi yerde anlatıyor ya, en büyük senarist O, diye. Yaşanmış olayları anlatan eserler benim için daha kıymetli. Birinin zihnini çözmenin ötesinde hayatın işleyişini daha iyi anlıyorsunuz. Sevginin ne kadar önemli olduğunu, anne babanın tavrının ileride nelere sebep olabileceğini, duyguları yönetmenin ne kadar büyük bir dirayet gerektirdiği öğretti. Hepimiz ne kadar da basitiz aslında. Sevildiğimizi hissetmek, başımızın okşanması, takdir edilmek bizi ne kadar insan yapıyor. Bi yandan da kendi hayatıma bakıp neler eksik neler fazla diye yoklama fırsatım oldu. Başta kendini sevmeli insan. Peki nasıl? Önce annesi ona kendini nasıl seveceğini öğretmeli. Ya öğretmediyse? Zamanı geldiğinde bunu denemeli, kendi yöntemini bulmalı. Şükretmeli. Bana eşlik eden şarkı: Lana Del Rey - Margaret
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma
6/10
·136 syf.··
2023 1. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2023 23:08
Kitabı okurken sona doğru bazı noktalarda çok canım sıkıldı. Şimdi bakalım. (Spoiler içerecek.) Öncelikle Yazarın Sitareyi anlattığı kısımlar benim için daha okunası daha cezbedici kısımlardı. Gül Yetiştiren Adamın oğlan çocuğuyla ilgilendiği kısımlar da hoşuma gitti. Yazar ve Sitare bölümünde hayata dair, modernist insanların yaşadığı anlam boşluğa dair çok güzel tespitler var ki bunu alıntılara ekledim. Las Vegas ile ilgili tek cümle yazıp - ki muazzam bi tespitte bulunmuş onu da alımtı ekledim- geçiştiren Özdenören İstanbula gelince sayfalarca betimleme dizmiş, bu durum tebessüm ettirdi. Özdenören bana kalırsa bu romancıkta kimseyi taraf olarak görmüyor. Gül yetiştiren adam ne kadar yalnızsa modernist insan da o kadar yalnız ve ikisi de farklı kutupların aynı hatalarına sahipler. Yaşamı yanlış yorumluyorlar, iki tarafında çabalamaktan kasıtları nafile bi eylem, ki biri tutuklanıyor diğeri intihar ediyor. Gül yetiştiren adam kendini eve kapatmış umduğunu bulamamış ve belli ki savaşı sadece erkeklikle sınırlı görmüş, yiğitliğimi gösterdim ve bitti demiş. Oysa asıl savaş eve dönünce başlar. Çünkü artık yiğitlik beden gücü önemli değildir, savaştan hür çıkan bedeninize özgür bir fikir ortamı oluşturmak, yaşamak istediğiniz hayatı kurgulamak asli görevdir. Siz orda üç tane toprak için savaşmadınız amca, kalk ve yaşa, diye haykırasım geldi. Adam 50 yıl evinde gül yetiştirmiş, dünyaya küsmüş, sonra çıkmış o hengameye o unutturma çabalarına rağmen camiye devam edebilen bi avuç insana ayar çekiyor. Nerdeydin, sen nerdeydin, bu insanlar unutturulmaya çalışılan kimliklerinin peşinde en azından er meydanındalar, çıkıp değişimi kendi lehine yönetseydin?! Neyse bunlar Gül yetiştiren adama serzenişlerimdi. Özdenören de bu duruma parmak basmak istemiş diye yorumluyorum. Şu an
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,7bin okunma
8/10
·312 syf.··
2018 4. kitabı
Tasarımından tutun da karakterlerin isimlerine kadar her yeri ince ince işlenmiş okurken aslında çok basit bir şeyi anlatıyor gibi duran ama aslında ne kadar derin ve sonsuz bir boşlukta olduğumuzu fark ettiren kitap. Kapağın üstündeki sarmal, alt kapaktaki "kertenkele", kılıfın altındaki alıntılar, Aza'nın soyadının Holmes olması ve daha kim bilir benim dikkatimi çekmeyen nice detay... John Green'in bu kadar başarılı olmasının nedeni bence yazdıklarının farklı olmasından çok öte. Aza'nın sarmallarını okurken ruhunuzun Aza gibi sıkıştığını hissedeceksiniz. İsterse yeterince sürükleyici yazabilecekken sarmalların olduğu satırların insanı gerçekten bir sarmala sürüklemesi John Green'in yeteneğidir. Minik mavi gezegendeki minicik insanlar olduğumuz ve bir avuç günümüzü nasıl heba ettiğimizi gözler önüne seriyor. Öte yandan kendi içine hapsolmuş insanların karanlık delhizlerine ışık tutuyor. David ya da Daisy veya Mychal çevremizde olmayabilir. Ama Aza gibiler her yerdeler.
Kaplumbağa Kabuğunda DünyaJohn Green · Pegasus Yayınları · 20181,670 okunma