Sağlığım da aynı şekilde. İşte hepsi bu. Başka bir şey söylemeye cesaret edemiyorum, şimdiye kadar söylenmiş olanlar bile çok fazla, havadaki hayaletler onları açgözlülükle içip, doymap bilmez gırtlaklarından aşağı yuvarlıyorlar.
Bu bakımdan ölü gibiydim, her türlü paylaşma ihtiyacından yoksun, bu dünyadan değil gibiydim, ama başka bir dünyadan da değil, sanki yıllar boyu benden beklenen her şeyi yapmış ve gerçekte sadece çağrılacak mıyım diye kulak kabartıp beklemiştim; ta ki hastalık yan odadan beni çağırana ve ben koşa koşa gidip her gün biraz daha fazla
ona ait olana dek. Ama oda karanlık ve çağıranın hastalık olup olmadığı bilinmiyor.
Ne olursa olsun, düşünmek ve yazmak benim için çok zorlaştı, yazmaya oturduğumda bazen elim kâğıdın
üzerinde hiçbir şey yazmadan ilerliyor, şimdi olduğu gibi, düşünmekten ise hiç bahsetmek istemiyorum.
Mutsuz evlilikler yok, yetersiz evlilikler var ve yetersiz olmalarının sebebi, onları yetersiz insanların yapmış olması, gelişme çağında takılıp kalmış insanlar, hasattan önce tarladan sökülüp atılması gereken insanlar. Bu tür insanları evlilik yoluna itmek, ilkokul birinci sınıf öğrencilerine cebir ödevi vermek gibi bir şey. Bu dersi alabilecek kadar ileri sınıfta cebir, ilkokul birinci sınıfta çarpım tablosunun öğrenilmesinden daha kolay öğrenilir; evet işte, bu buradaki birinci sınıfın gerçek çarpım tablosu ama öğretilmesi imkânsız, bütün çocuk dünyasını ve belki başka dünyaları da karmakarışık ediyor.