Ali Taksim - Wendigo
“Bana şeytan diyorlardı ama yanılmışlardı. Ben Wendigoydum.”
Artova Kasabası, Yeşil Nehir Ormanı'nın gölgesinde, sakin ve huzurlu bir yerdi. Ancak, bir postacının bir kapı eşiğinde kanlar içinde yatan bir ceset bulması, bu huzurun acımasızca sona erdiğinin işaretiydi. Olay yeri, sessizliği yırtan sirenler ve kaotik bir telaşla dolmuştu. Şef Ahlas ve yardımcısı Selim, bu korkunç cinayetin sorumluluğunu üstlenerek, kasabanın karanlık sırlarını aydınlatmak için harekete geçtiler.
Katil, adeta bir hayalet gibi, hiçbir iz bırakmadan ardında yalnızca ölümler ve kaos bırakıyordu. Günler geçtikçe, kasabada korku derinleşti ve kurbanların sayısı arttı. Şef Ahlas ve Selim, ne kadar uğraşsalar da, katilin ardında bıraktığı ipuçları birer hayal gibiydi, bulanık ve anlaşılmaz. Onlarca soru akıllarını kurcalıyordu: Katil neden bu şekilde öldürüyordu? Ritüel benzeri bu cinayetlerin ardındaki motivasyon neydi?
Ahlas ve ekibi, kurbanların yanmış bedenlerini ve çıkarılmış kalplerini inceledikçe, bu cinayetlerin basit bir seri katilin işi olmadığını fark ettiler. Arka planda karanlık bir ritüel veya mitolojik bir lanet olabilir miydi? Cinayetlerin ürkütücü bir düzeni vardı ve bu, normal bir suçlunun ötesinde bir şeyin işaretiydi.
Karşılarındaki şeyin yalnızca bir insan olmadığını anladıklarında, işler daha da derinleşir.
Yazarın kaleminden daha önce de okumuşluğum var ve gerçekten yetenekli bir yazar olduğunu düşünüyorum. Okuru içine çeken, sürükleyici bir anlatım tarzı var. Ayrıca kurguları ince ince işlenmiş, ayrıntılara gösterdiği özen takdire şayan. Bu kitabı daha ilk sayfalarında elime aldığımda, gizem ve gerilim atmosferine hızlıca daldım. Kitabı büyük bir zevkle okudum ve hikayeye fazlasıyla bağlandım. Ancak kitabın sonunda, hikayenin devam etmemesi beni