Rabia, kendi benliğini Allah'a adayan, ilahi aşkın zirvelerine ulaşan bir kadının hikayesidir. Hasan Basrî hazretleri ile kesişen yolları, nefsiyle mücadele ederek Rabbe adanışını anlatan bu eser, gerçek bir teslimiyet örneği sunuyor. Sadiye hanımın satırlarında bulduğumuz incelik ve derinlik, Rabia'nın yaşamında adeta bir manevi serüvene dönüşüyor.
Ben Rabia, sadece bir kitap değil, aynı zamanda içinde yaşadığımız dünyayı sorgulatan, Rabia'nın huzurla dolu yaşamına duyulan hayranlığı pekiştiren bir eser. Kitap, Rabia'nın zorlu yaşam şartlarına rağmen Rabbine olan tam teslimiyetini ve mana alemindeki yükselişini gözler önüne seriyor. Bu anlamda, Rabia'nın hayatı, kendi nefislerimizi sorgulamamıza vesile oluyor.
Sadelik imandan olduğu gibi, Rabia'nın yaşamında da sadelik ve teslimiyetin yüceliği gözler önüne seriliyor. Rabia'nın kimsesizliği, sadece Allah'a olan bağlılığını güçlendiriyor. Bu kimsesizlik, Rabia'nın gösterdiği teslimiyetle, Rabbe yürürken kadınların bahanelerini çürüten bir örnek oluyor. Kitap, takva ve imanın cinsiyeti olmadığını vurgulayarak, her insanın kendi Rabbiyle buluşma çabasını destekliyor.
Bir kitap biterken, okuyanın da bir nevi bitiyor. Ancak Ben Rabia, okuyucuda iz bırakan, düşündüren ve yaşamı sorgulatan bir eser. Rabia'nın öğrettikleriyle dolu bu kitap, kendi hayatımıza dair bir ayna tutuyor. Rabia'nın yaşamı, dünya nimetlerinden vazgeçip sadece Allah'a yönelmesiyle dolup taşıyor. Bu mübarek kadının hayatı, okuyanı etkileyici bir şekilde derinden etkiliyor.
Sözün özü, Ben Rabia, Rabiatü'l Adeviyye'nin yaşamını öylesine güzel bir dille anlatan bir başyapıt ki, her satırında Rabia'nın Allah aşkıyla yoğrulmuş hayatına şahitlik ediyoruz. Bu kitabı okuduktan sonra, Rabia'nın izinde yürümenin ne kadar kıymetli bir hedef olduğunu daha iyi